PAÜ’DE 30 AĞUSTOS ZAFER BAYRAMI COŞKUYLA KUTLANDI

Pamukkale Üniversitesi, 30 Ağustos Zafer Bayramı’nın 103. yıldönümünü bir hafta süren etkinliklerle kutladı. Türk bayraklı paraşüt uçuşlarından satranç turnuvasına ve tarih konferansına kadar çeşitli etkinlikler, zaferin anlam ve önemini vurguladı.

Pamukkale Üniversitesi (PAÜ), 30 Ağustos Zafer Bayramı’nın 103. yıldönümünü kutlamak amacıyla 25-30 Ağustos tarihleri arasında çeşitli etkinlikler düzenledi. Türk tarihinin dönüm noktalarından biri olan bu zafer, üniversite bünyesinde coşkuyla anıldı.

ETKİNLİKLER PARAŞÜT UÇUŞLARIYLA BAŞLADI

Zafer Bayramı kutlamaları, PAÜ Sağlık Kültür Spor Daire Başkanlığı Havacılık Topluluğu’nun 25-30 Ağustos tarihleri arasında gerçekleştirdiği Türk bayraklı paraşüt uçuşlarıyla başladı. Etkinliklerin devamında, 28 Ağustos Perşembe günü PAÜ Satranç Topluluğu tarafından “30 Ağustos Zafer Turnuvası” düzenlendi. Bu etkinlikler, öğrencilerin ve personelin katılımıyla bayram coşkusunu artırdı.

TARİH KONFERANSIYLA ZAFERİN ÖNEMİ ANLATILDI

Kutlamalar kapsamında, 29 Ağustos Cuma günü PAÜ İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi ev sahipliğinde, Tarih Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ercan Haytoğlu tarafından “Türk Tarihinde 30 Ağustos Zaferi ve Önemi” başlıklı bir konferans gerçekleştirildi. Konferansa, Rektör Prof. Dr. Mahmud Güngör, Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Ersan Öz ve İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Yasemin Beyazıt da katıldı.

Konferans, Dekan Prof. Dr. Yasemin Beyazıt’ın açış konuşmasıyla başladı. Beyazıt, konuşmasında şunları ifade etti: “30 Ağustos; varını yoğunu ordunun emrine veren, cephelere erzak taşıyan, ayağındaki çarığını paylaşan, yoksul ama dimdik tarihin şanlı zaferleriyle yoğurulmuş, mandaya, himayeye ve esarete karşı kanının son damlasına kadar mücadele eden Türk milletinin onuru ve şerefidir.”

Prof. Dr. Beyazıt, günün anlam ve önemine dair yaptığı konuşmada şu sözlere yer verdi: “Ağustos ayı Türk’ün zaferler ayıdır. Malazgirt, Otlukbeli, Çaldıran, Mercidabık, Mohaç, Kıbrıs’ın fethi ve daha pek çoğu ağustos ayında gerçekleşmiştir. Türklere Anadolu’nun kapılarını 954 yıl önce Malazgirt Meydan Muharebesi, Türk milletinin yeni yurdunun Anadolu olduğunun tarihi bir nişanesidir. 1176 yılında bu topraklarda Çivril’de gerçekleşen Miryokefalon Savaşı da Anadolu’nun daimî bir Türk yurdu olduğunu göstermiştir. Anadolu’yu Türk yurdu kılan bu savaşlardan sonra coğrafyamızda dokuz asır Selçuklu ve Osmanlı İmparatorluğu devletleri hüküm sürmüştür. Birinci Cihan Harbi’nin sonunda Osmanlı İmparatorluğu’nun dağılmasıyla verdiğimiz istiklal mücadelesinin nihayetinde gerçekleşen Büyük Taarruz Zaferi ise yedi düvel bir araya gelse de Türk milletinin Anadolu’dan sökülüp atılamayacağını Malazgirt ile açılan vatan kapısının sömürgecilere ve işgalcilere ebediyen kapandığını en güzel şekilde kanıtlamıştır. 1921’de Mehmet Akif, istiklal mücadelesi sürerken kaleme aldığı İstiklal Marşımıza ‘Korkma! Sönmez bu şafaklarda yüzen alsancak, sönmeden yurdumun üstünde tutan en son ocak’ diyerek başlamış, ‘Hakkıdır hakka tapan milletimin istiklal’ dizesi ile de son vermiştir. Dünyada hiçbir ülkenin istiklal marşı korkma kelimesi ile başlamamaktadır. Bu ifadeler büyük bir imparatorlukken varlık yokluk mücadelesine düşülmesinin yarattığı hüznü, dehşeti ama bir o kadar da ümidi ve inancı bizlere göstermektedir. İstiklal Marşımız milletimizin yüreğindeki istiklal aşkını, milletimizin serdengeçtiliğini, kefensiz yatan şehitlerimize duyduğumuz hürmeti, imanımızın ve inancımızın verdiği mukavemeti, istiklalden başka bir çaremizin ve yolumuzun olmadığını kendimize ve tüm dünyaya haykırarak Büyük Taarruz’un ruhunu oluşturmuştur. İstiklal mücadelemiz Türk-İslam’da, Kafkasya’da, Hindistan’da, Afrika’da akis bulmuş Türk milletinin azim feraset ve gayretkeşliliğiyle tüm sömürülmüş toplumlar mazlumlar için büyük bir örneklik teşkil etmiş ve halen örneklik etmeye devam etmektedir. Yahya Kemal Beyatlı, Büyük Taarruz’u anlattığı şiirinde ‘Şu kopan Türk ordusudur ya Rabbi. Senin uğrunda ölen ordu budur ya Rabbi. Ta ki yükselsin ezanlarla müeyyed namın. Galib et çünkü bu son ordusudur İslam’ın.’ dizelerini söylerken bu savaşın sadece Anadolu için değil, tüm Türk ve İslam dünyası ve insanlık için ehemmiyetini bir kez daha ifade etmiştir. 30 Ağustos Gazi Mustafa Kemal’in ‘Hatt-ı müdafaa yoktur, sath-ı müdafaa vardır o satıh bütün vatandır vatanın her karış toprağı vatandaş kanıyla ıslanmadıkça terk olunamaz’ ifadelerinin tecessümüdür. 30 Ağustos varını yoğunu ordunun emrine veren, cephelere erzak taşıyan, ayağındaki çarığını paylaşan, yoksul ama dimdik tarihin şanlı zaferleriyle yoğurulmuş, mandaya, himayeye ve esarete karşı kanının son damlasına kadar mücadele eden Türk milletinin onuru ve şerefidir. Dünya tarihinin gidişatını değiştiren bağımsızlığımızı harp meydanlarında tescilleyen imkânsız görüneni gerçek kılan 30 Ağustos Zafer Bayramı’mızın 103. Yılını kutluyor, Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşlarını, şehitlerimizi, gazilerimizi, cepheye silah taşıyan analarımızı genci ve yaşlısıyla kadınlarımızı evlatlarımızı saygıyla rahmetle ve minnetle anıyorum. Türk milletiyle Türk Cumhuriyeti ilelebet payidar kalsın. En derin hürmetlerimle…”

PROF. DR. HAYTOĞLU: “30 AĞUSTOS, TÜRK MİLLETİNİN VARLIK MÜCADELESİNİN ZİRVESİDİR”

Açış konuşmasının ardından, PAÜ İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Tarih Bölümü, Türkiye Cumhuriyeti Tarihi Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Ercan Haytoğlu, “Türk Tarihinde 30 Ağustos Zaferi ve Önemi” konulu konferansını gerçekleştirdi. Haytoğlu, konuşmasında şunları kaydetti: “26 Ağustos, Türk tarihinin dönüm noktasıdır. 30 Ağustos Zaferi, Türk milletinin varlık mücadelesinin zirvesidir.”

Prof. Dr. Haytoğlu, 26 Ağustos’un hem 1071 Malazgirt Zaferi’nin hem de 1922 Büyük Taarruz’un tarihi olduğunu vurguladı. 26 Ağustos 1071’de Anadolu’nun kapılarının Türklere açıldığını, 26 Ağustos 1922’de ise bu toprakların Türk yurdu olduğunun dünyaya yeniden ilan edildiğini belirtti. Selçuklulardan Osmanlı’ya, Osmanlı’dan Milli Mücadele’ye uzanan süreçte Anadolu’nun sürekli dış müdahalelerle karşı karşıya kaldığını ifade eden Haytoğlu, Haçlı seferlerinden Sanayi Devrimi’ne kadar Avrupa’nın Türk ilerleyişini durdurmak için çeşitli yöntemler geliştirdiğini dile getirdi.

Osmanlı’nın güç kaybıyla toprakların işgale açık hale geldiğini, Mondros ve Sevr Anlaşmaları’nın Türk milletini yok saydığını belirten Haytoğlu, Milli Mücadele’nin önemine dikkat çekti. Atatürk’ün “Ya istiklal ya ölüm” parolasını hatırlatan Haytoğlu, bu mücadelenin yalnızca bir liderin değil, azimli bir ekibin eseri olduğunu vurguladı. Amasya, Erzurum ve Sivas kongrelerinin meşruiyet arayışının simgesi olduğunu, Büyük Taarruz’un ise uzun ve zorlu bir hazırlık döneminin ardından gerçekleştiğini ifade etti.

30 Ağustos Zaferi’ni Türk milletinin varlık mücadelesinin zirvesi olarak tanımlayan Haytoğlu, 9 gün süren taarruzun İzmir’in kurtuluşu ve Lozan Antlaşması ile bağımsız Türk devletinin yolunu açtığını belirtti. Konuşmasını, şehit ve gazilere rahmet dileyerek ve tüm katılımcıların 30 Ağustos Zafer Bayramı’nı kutlayarak tamamladı.

REKTÖRDEN TEŞEKKÜR BELGESİ

Konferansın sonunda, Rektör Prof. Dr. Mahmud Güngör, Prof. Dr. Ercan Haytoğlu’na katkılarından dolayı teşekkür ederek bir belge takdim etti.