EMLAK YASASI: PİYASA MI KORUNUYOR, VATANDAŞ MI?
Son yıllarda konut piyasasında yaşanan sert dalgalanmalar, “emlak yasası” tartışmalarını yeniden sektörel gündemin merkezine taşıdı!
Fiyatların hızla yükselmesi, kiraların erişilemez hale gelmesi ve barınmanın giderek bir lüks gibi algılanmaya başlaması, artık yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda toplumsal bir mesele.
Emlakla ilgili düzenlemelerin temel amacı aslında oldukça nettir: piyasayı düzenlemek, haksız kazancı önlemek ve vatandaşın barınma hakkını korumak. Ancak uygulamaya bakıldığında bu hedeflerin ne kadarına ulaşıldığı tartışmalı!
Bugün gelinen noktada, konut bir ihtiyaçtan çok yatırım aracına dönüşmüş durumda. Yeni yasal düzenlemeler genellikle arzı artırmayı, projeleri hızlandırmayı ya da yatırımcıyı teşvik etmeyi önceleyen bir çerçevede hazırlanıyor. Oysa asıl soru şu olmalı: Bu tür düzenlemeler, ev sahibi olmayan milyonlarca insanın hayatını gerçekten kolaylaştırıyor mu?
Özellikle kiracıları ilgilendiren düzenlemelerde ciddi bir denge sorunu dikkat çekiyor. Bir yanda mülk sahiplerinin hakları korunmaya çalışılırken, diğer yanda kiracıların barınma güvencesi çoğu zaman zayıf kalıyor. Kira artışlarına getirilen sınırlamalar kısa vadede nefes aldırsa da denetim eksikliği ve dolaylı yollar nedeniyle bu sınırlamaların etkisi de yetersiz kalabiliyor.
Bir başka önemli mesele de şeffaflık. Emlak piyasasında fiyatların nasıl belirlendiği, ilanların ne kadarının gerçek olduğu, aracıların rolü gibi konular hâlâ gri. Yasal düzenlemeler ise bu alanı aydınlatmak yerine çoğu zaman yüzeyde kalıyor.
Oysa güçlü bir emlak yasası, yalnızca alım-satımı düzenleyen teknik bir metin olmamalıdır. Aynı zamanda sosyal adaleti gözeten, şehirlerin dengeli gelişimini sağlayan ve barınmayı temel bir hak olarak kabul eden bir perspektif sunmalıdır. Aksi halde çıkacak yasa, piyasayı disipline etmek yerine mevcut sorunları kalıcı hale getirebilir.
Daha kapsayıcı bir yaklaşım için, birkaç temel ilke öne çıkıyor:
Barınma hakkının açık biçimde korunması, kira piyasasında etkin denetim, boş konutların ekonomiye kazandırılması ve spekülatif hareketlerin sınırlandırılması gibi. Bunlar sağlanmadığı sürece, yapılan her yeni düzenleme bir adım daha ilerlendiği gibi görünse de iki adım geri götürme etkisine de yol açabilir.
Sonuç olarak mesele yalnızca emlak piyasasını büyütmek değil, o piyasanın içinde yaşayan insanların hayatını iyileştirmektir. Çünkü unutulmaması gereken basit bir gerçek var. Evler yatırım aracı olabilir fakat aynı zamanda insanların yuvası, hayat kurduğu yerlerdir.
Eğer bir yasa bu dengeyi kuramazsa da adı ne olursa olsun eksik kalacaktır.
Ne emlaksız ne de insansız bir modern yaşam düşünülemez.
Fahiş fiyat artışlarına karşı sıkı denetimler, kiralardaki artışın devam etmesi ve konut kredisi faizlerindeki sınırlı düşüş beklentisiyle piyasayı canlandırma çabaları paradoksundan, sektörün ve ülkenin geleceği için bir an önce çıkmalı, kurtulmalıyız!
Saygılarımla…




