SOFRADA KARDEŞ MASADA ORTAK
Bir şirketin kaderi çoğu zaman mahkeme salonlarında değil, bir aile sofrasında çizilir. Kimin şirkette kalacağı, kimin hissesinin karşılığını isteyeceği ya da kardeşlerin yıllar sonra aynı masada tebessümle oturup oturamayacağı; büyük ölçüde o sofrada konuşulanlara —en çok da cesaret edilip konuşulamayanlara— bağlıdır.
Bu köşede hukuku tam da iş işten geçmeden, yani aile henüz aynı sofradayken ve sorunlar belirmeden konuşmak istiyorum. İşe, aile şirketlerinde hemen her gün duy duyduğumuz o tanıdık cümleyle başlayalım:
"Ben bıraktıktan sonra çocuklar bir şekilde halleder."
Dile getirmesi kolay, hukuki zeminini inşa etmesi ise bir o kadar zordur.
Gözünüzde şöyle bir tablo canlandırın: Yıllar önce küçük bir atölyeyle temellerini attığınız limited şirketin tek sahibisiniz. Kızınız yirmi yıldır yanınızda; tezgâhı, müşterileri ve bankacıları en az sizin kadar iyi tanıyor. Oğlunuz ise başka bir şehirde, bambaşka bir kariyer yolunda. Kenara çekilme zamanınız geldiğinde kararınız son derece net: Şirket paylarını iki çocuğunuza yarı yarıya devredeceksiniz. Böylece hem adil bir paylaşım yapacak hem de ailenin birliğini koruyacaksınız.
İlk yılın sonunda şirket ciddi bir kâr elde ediyor. Şirketi büyütmek isteyen kızınız bu kârın bünyede tutulup yeni bir yatırıma aktarılmasını arzuluyor. Oğlunuz ise gayet makul bir soruyla geliyor: "Benim payıma düşen karşılık ne olacak?"
Peki, kâr dağıtılmalı mı yoksa şirkette mi kalmalı? Bu kararı alacak makam genel kurul; genel kurulda ise iki kardeşin oy gücü birebir eşit. Biri "yatıralım", diğeri "dağıtalım" dediğinde sistem kilitlenir. Kâr dağıtılamaz, oğlunuz hakkını alamaz; kızınız ise kardeşinin muhalefeti yüzünden şirketi ileriye taşıyacak hiçbir kararı genel kuruldan geçiremez.
Kâğıt üzerinde iki taraf da sonuna kadar haklıdır. Fakat sizin sırf "adil olsun" diye kurduğunuz bu düzen, ilk ciddi görüş ayrılığında durma noktasına gelir. Bu kilitlenme çözülemezse, iş ortaklıktan çıkma veya şirketin feshi davalarına kadar uzanabilir. Aile sofrasındaki derin bir sessizlik, mahkeme koridorlarında noktalanan bir ortaklığa dönüşüverir.
Sofranın Kuralları Masada İşlemez
Aile sofrasında büyüğün ve küçüğün bir yeri, sözün bir sırası ve anne babanın son bir kararı vardır. Şirket masasında ise sözün ağırlığını sadece paylar ve oylar belirler. Aksi kararlaştırılmadıkça, eşit pay demek eşit oy demektir. Bu nedenle kâğıt üzerinde en adil görünen 50/50 ortaklıklar, gerçekte kırılmaya en müsait yapılardır. Taraflardan biri "hayır" dediğinde o düğümü çözecek üçüncü bir irade yoktur.
Ayrıca pay sahibi olmak, şirketi bizzat yönetmek anlamına gelmez. Siz yıllarca üç farklı şapkayı aynı anda taşıdınız: Şirketin mülk sahibi, tepe yöneticisi ve ailenin doğal lideriydiniz. Siz sahneden çekildiğinizde bu roller zorunlu olarak ayrışır. Dolayısıyla "Kim ne kadar pay alacak?" sorusuyla birlikte şu sorunun da yanıtlanması gerekir: "Şirketi kim, hangi yetkilerle yönetecek?" Bu iki sorunun cevabı aynı olmak zorunda değildir; ancak farklı olacaksa, bunun hukuki mimarisinin baştan kurgulanması şarttır.
Çözüm Yolları Nelerdir?
*Payları eşit tutup yönetimi baştan kurgulamak: Şirket sözleşmesine eklenecek özel hükümler ve kardeşler arasında imzalanacak ortaklar sözleşmesi (pay sahipleri sözleşmesi) ile süreç baştan planlanabilir. Şirketi kimin yöneteceği, hangi kararlarda oy birliği aranacağı, kâr dağıtım esasları ve olası bir kilitlenme anında hangi mekanizmanın işletileceği netleştirilebilir. Örneğin, anlaşmazlık durumunda kardeşlerden birinin diğerinin payını önceden belirlenmiş adil bir değerleme yöntemiyle satın alabilmesine imkân tanınabilir. Bu tür düzenlemeler, tıkanıklığı kavgaya dönüşmeden çözer.
*Yönetimi üstlenen çocuğa daha yüksek pay verip dengeyi diğer mal varlıklarıyla sağlamak: Şirketi sırtlayacak çocuğa daha büyük hisse bırakırken, diğer çocuğa farklı mal varlıkları devredilebilir. Ancak burada hukuk net bir sınır çizer: Çocukların ve eşin kanunen korunan "saklı payı" vardır. Gerek vasiyetnameyle gerekse sağlığınızda yapacağınız karşılıksız devirlerle bu sınırı ihlal etmek, ileride tenkis davalarına yol açabilir.
Yine de kanun bu durum için de zarif bir enstrüman sunar: Diğer çocuğunuza sağlığınızda belirli mal varlıkları aktararak karşılığında onunla bir mirastan feragat sözleşmesi akdedebilirsiniz. Resmî şekilde (noterde ve iki tanık huzurunda) yapılması gereken bu miras sözleşmesi sayesinde kardeşler arasındaki denge, henüz siz sağken ve sizin iradenizle kurulmuş olur.
Hangi yöntemin tercih edileceği her ailenin kendi dinamiğine göre değişir. Fakat bugün atılabilecek ilk somut adım herkes için aynıdır: Şirket sözleşmenizi (anonim şirketlerde esas sözleşmenizi) çıkarıp okuyun. Pek çok aile şirketinde bu metinler, kuruluş aşamasında matbu taslaklardan doldurulmuş birkaç sayfadan ibarettir. Kendinize şu soruyu sorun: "Ben kenara çekildiğimde çocuklarım anlaşamazsa, bu metin ne yapılması gerektiğini söylüyor mu?"
Cevabınız "hayır" ise, geleceği planlamaya başlayacağınız yer tam da burasıdır.
Bir kurucunun evlatlarına bırakabileceği en değerli miras, sadece bin bir emekle büyüttüğü bir şirket değildir. Asıl miras, o çocukların sofradan kalkıp şirket masasına geçtiklerinde birbirleriyle nasıl çalışacaklarının baştan düşünülmüş ve hukuken güvenceye alınmış olmasıdır.




