“ADALET HESAP SORMADIĞI İÇİN TV’DE HESAP SORUYORLAR”
Denizli Barosu Başkanı Müjdat İlhan, Aleyna Çakır olarak bilinen Sema Esen’in ailesinin durumu ile televizyon programlarında ve sosyal medyada adalet arayan insanların neden adalete güvenmediklerini değerlendirdi.
Kızları Sema Esen’in cinayet kurbanı olduğuna inanan anne Hatun Esen ve baba Mehmet Esen’in adaleti televizyon programında aramasının yeni bir durum olmadığına değinen İlhan, “Daha önce de defalarca yaşandı. Adaletin geç tecelli etmesi, yargılama sırasında insanların kendilerini yeterince ifade edememeleri, irdelenmeden, yeterince itina gösterilmeden verilen kararlar adalete olan güveni sarstı. Toplumda artık adaletin failden hesap sormadığı intibası oluştu. Bu nedenle insanlar adaleti televizyon fenomenlerinde ve sosyal medyada arıyor. Sema Esen’in ailesinin durumu da bundan farklı değil” diye konuştu.
İnsanlar neden adaleti televizyon programlarında arıyor?
Müjdat İlhan: İnsanlar yargılama sırasında kendilerini ifade edemiyorlar. Bu nedenle adil yargılamanın yapılmadığını düşünüyorlar. Bu düşünce adaletin tecelli etmediği inancını oluşturuyor. Durum böyle olunca hak ararken mağdur olduğu düşüncesi ile televizyon programlarına gidiyor, kayıp ilanıyla kayıp arıyor. Kolluk güçlerini aramıyor. Televizyon programlarında mahkeme kararlarını sorguluyor. Mahkemelere güvenmiyor.
Bu duruma sistemin katkısı var mı?
Müjdat İlhan: Maalesef sistem de buna çanak tutuyor. Birçok karar öyle hızlı ve öyle hukuka aykırı veriliyor ki, verilen kararın mağduriyete sebep olduğunu düşünen insanlar sosyal medya üzerinden kamuoyu oluşturuyorlar. Sosyal medyada oluşan kamuoyu, oluşan ortak tepki sayesinde verilen yanlış kararlardan dönülüyor. Maalesef... Buna doğru bir şey demiyorum. Dosyalar baştan doğru bir şekilde irdelense, mahkemelerin bağımsızlığı ve tarafsızlığı üzerinde hiçbir şüphe kalmazsa bu durum ortaya çıkmaz. Hain darbe girişimi sonrasında yargıdan uzaklaştırılan binlerce hâkim ve savcının yerini doldurmak için yapılan çalışmalarda birçok genç meslektaşımız şu anda kürsülerde karar üretir hale geldi. İnsanların birçoğu stajını bile tamamlayamadan görev almak, kürsüye çıkmak zorunda kaldı. Maalesef adalet genç meslektaşlarımızın çabaları ile sağlanmaya çalışılıyor. Orada da sıkıntılar doğuyor.
Sosyal medyanın adalete etkisi oluyor mu?
Müjdat İlhan: Sosyal medya tepkileri sonrasında tutuklulukla ilgili kararlarda değişiklikler oluyor. Bu durumda tutukluluğa bakış açısı da değişiyor. Şimdi çok gereksiz bir yere birden insanları tutuklayabiliyoruz. Bu bir siyasi karara yönelik olabiliyor. İşin özü tutuksuz yargılamaktır. Bizim hukuk sistemimizde de bunu oturtmaya çalışıyoruz ama maalesef uygulayıcıların elinde en iyi hukuk metinleri bile kadük kalıyor. Bir anlam ifade etmiyor. Bizde sıkıntı bu. Uygulayıcılar istediği gibi eviriyor çeviriyor ve uyguladığı karara dönüştürdüğü metinde insanların nazarında hiçbir güven telakki etmiyor. Böyle olunca sosyal medya üzerinden hak arayalar, yapılan yanlışı sosyal medya üzerinden kamuoyuna duyurmaya çalışanlar, kendini burada daha rahat ifade ettiğini düşünenler bu mecrayı kullanıyor. Zaten o yüzden be mecralara yönelik yasalar çıkarılıp kısıtlamalar getirilmeye çalışılıyor. Yeni çıkan yasaların uygulamasını da ileride çok üç boyutlarda göreceğiz. Umarım orada hak ihlallerine sebebiyet verilmez.
Gazetecilere ve bazı siyasilere yönelik soruşturmalar güvensizlik ortamını körüklüyor denilebilir mi?
Müjdat İlhan: İstenmeyen şeyleri yazan, görüntüleyen, haber yapan arkadaşlar bu ülkede başka gerekçelerle tutuklanabiliyor. Habercilikleri gölgelenmeye çalışılıyor. O insanlar terör örgütleri ile ilişkilendiriliyor, devletin gizli verilerini ifşa etmekle suçlanıyorlar. Bunların hiçbir inandırıcı tarafı yok. Zaten ulusal düzeyde meşru kabul edilse bile uluslararası düzeyde kabul görmüyor.
İnsanların hukuktan çok televizyon programlarına güveniyor denilebilir mi?
Adalete olan güvensizlik hukukçular açısından bir utanç mı? Hayır değil. Hukuku kendine göre uygulayanlar ile kürsü bağımsızlığı ve dokunulmazlığıyla tarafsız yargının, bağımsız yargının oluşmasına engel olanların utancıdır bu… Hizmeti üretenin utancından ziyade hizmeti üretirken insanlardı bu hale getirenlerin utancıdır. İnsanların televizyon programlarına da tam olarak güvendiklerini söyleyemeyiz. Orada kendini rahat ifade edebiliyor. Derdini uzun soluklu anlatabiliyor. Bugün bir yargılama düşünün. İnsanlar kendilerini uzun uzun anlatamıyorlar. Çünkü o kadar çok duruşma var ki mahkemenin o duruşmaların tamamını verdiği tarih ve saatte alabilmesi için çok seri yargılama yapması lazım. O zaman da kimseyi uzun uzun dinleyemiyor.
Yargıdaki tek sorun fiziki koşullar mı?
Müjdat İlhan: Olumsuzluk, bizi yönetenlerin istedikleri şekilde karar çıkmadığında ‘ben bu mahkemeleri tanımıyorum’ demesi ile başlıyor. Mahkemeleri tanımamayı üst ölçekteki yöneticiler dillendirirse sokaktaki vatandaş mahkemeyi tanımamaya dünden hazır. Yargıdan elimizi çekmediğimiz sürece de bu ülkede hiç bir beklentinin yerine gelmesi mümkün olmayacaktır. Siyasi güvenlik yoktur. Ekonomik güvenlik yoktur. Dolayısıyla hukuki güvenliğin olmadığı hiçbir yerde insanların geleceğe yönelik beklentisi de olmayacaktır. Hala insanımızı ‘bu ortamdan ne kadar hızlı bir süre dışarıya bir başka ülkeye geçerim, orada yaşarım’ noktasından kurtaramadık. İşte o da içinde bulunduğumuz olumsuzluklardan kaynaklı.




