İNSAN GEÇMİŞİNDEN BOŞANABİLİR Mİ?
SándorMárai20. yüzyılın başında doğmuş Macar bir yazar, şair ve gazetecidir. Önceleri komünist rejimin sadık bir destekçisiyken, II. Dünya Savaşı sonrası yürütülen komünist politikaları tasvip etmeyerek Amerika’ya yerleşti. Yaşamına son verdiği 1989 yılına kadar bu ülkede eserler vermeye devam etti.

Konumuz olan eser iki savaş arası dönemde yazılmış ve 1935 yılında yazar henüz Macaristan’da yaşarken basılmıştır. Ülkemizde ilk basımı 2011 yılında Yapı Kredi Yayınları tarafından Tarık Demirhan’ın çevirisi ile yapılmıştır.
Buda’da Bir Boşanma ilk bakışta bir evliliğin sona erişini anlatan bir roman gibi görünse de, sayfalar ilerledikçe boşanmanın yalnızca görünen yüz olduğu anlaşılır. Asıl mesele, yıllar önce yaşanmış küçük bir ilişkinin; anlık bir temasın, kelebek etkisi misali yıllar sonra bireyler üzerinde yaratacağı etkidir.
Konuyu kısaca özetlersek,kahramanımız Yargıç Kömives görevine bağlı, sorumluluk sahibi ve düzenli bir hayat süren bir yargıçtır. Masasına gelen yeni bir boşanma dosyası onun sakin yaşamını sarsar. Boşanma davasının taraflarından biri, Kömives’in eski okul arkadaşı ve diğer kahramanımız olan Dr. Greiner’dir. Doktorumuz bir gece vakti yargıcın evine davetsiz bir şekilde gider veboşanma aşamasındaki eşini öldürdüğünü söyler. İki eski arkadaşın sabaha kadar sürenkonuşması geçmişin muhasebesine döner.
Yazar “Bu evlilik neden bitti?” sorusuyla yetinmez. Daha derindeki soruyu sorar: İnsan geçmişte yaptığı seçimlerden gerçekten kurtulabilir mi? Ve dahası küçük bir temas geleceğimizde ne kadar etki bırakır?
Romanın başlığındaki “boşanma”, aslında çok daha geniş bir ayrılığın sembolü gibidir. Bir evlilik sona erebilir; fakat insanların birbirleriyle, geçmişleriyle ve kendi benlikleriyle kurdukları ilişkiler bir mahkeme kararıyla sona mı erer?
Márai, özellikle evlilik kurumunun görünen düzeni ile insanların iç dünyalarındaki gerçeklik arasındaki farkı gösterir. Toplum açısından düzgün, saygın ve düzenli görünen bir hayatın altında, yıllardır konuşulmamış kırgınlıkların ve arzuların bulunabildiğini; insanların bazen birlikte yaşamaya devam ederek değil, birbirlerinden uzaklaşarak hayatlarını sürdürdüğünü gösterir bizlere. Yani modern insanın ve evliliklerin bugünküyabancılaşma, bireyselleşme gibi sorunlarını yüzyıl önce dile getirmiştir yazarımız.
Kahramanların geçmişlerini derinlemesine ortaya döker, iç dünyalarına sızar, duygularını ve düşüncelerini didik didik eder Marai. Psikolojik tahlilleri okuyucuyu merak içinde bırakır, okuyucu ne kadar sıkılsa da bir türlü kopamaz bu ağır psikolojiden, olayın sonunu, kahramanların geleceğini merak eder roman boyunca.
Yazar bireysel tahliller yanı sıra toplumsal ve tarihsel sorgulamalara da girişir. Dönemin Macar toplumunu ve köhneleşmiş geleneklerini de masaya yatırır. Aile içi rolleri ve ebeveynlerin yaklaşımlarını; eğitim sistemini ve toplumun kişilerden beklediği rolleri; evlilikleri ve hatta hastalıkları birer birer inceler.
Benim gibi okuduğu eserde psikolojik derinlik arayan, ağır tempoyu sorun etmeyen okuyucular için bu roman biçilmiş kaftan. Savaş ve evlilik üzerine tanımlamaları çok yerinde.Zevkle okuyup bitirdiğim esere puanım 8.
Akılda Kalanlar
“Para artık sadece bir amaç ya da değer ölçütü olarak algılanmıyor, bir uyuşturucu etkisi yapıyordu. Madde bağımlıları gibiydiler, kullandıkları miktarın artması için her şeye hazırdılar. Yalan söylüyorlardı, başkalarını aldatıyorlardı, cinayet işliyor, gerektiğinde de görmezden geliyorlardı.”
“Evlilik farklı cinsiyetteki insanların bir arada yaşayacağı birim olan ailenin Tanrı tarafından saptanan ahlaki var oluş biçimiydi.”
“Adliyeler akıl hastanesine benziyordu. Hemen boşanmak isteyen ve sanki akli dengesi yerinde olmayan evli çiftler, yargıçlara kendilerini kurtarması için yalvarıyorlardı.”
“Kristof birden her şeyi anlayıvermişti. Savaş, cephelerde olup bitecek savaş eylemlerinden çok daha önce başlıyordu. İnsanların ruhunda doğallaşmasıyla boy veriyordu. Savaş meydanlarında patlayan bomba, evleri yakıp kül eden topçu ateşi olmadan çok önce "savaş" insanların ruhunda yer buluyor ve doğal karşılanıyordu.”
“Sevmek belki de birlikte var olmaya dönüşmek.”
"Rüya mı? Ne diyorsun sen?" dedi boğuk ve alaycı bir sesle. "Hayatı rüyalar belirlemiyor!”
Diğer Yazılar




