YABANCI
Albert Camus, 1913 yılında o tarihte Fransız sömürgesi olan Cezayir’de doğmuştur. Yoksulluğun getirdiği zor bir çocukluk ve gençlik geçirmiştir. Tamamlayamasa da bir süre üniversite eğitimi almış ve komünist parti saflarında İspanya İç Savaşı sırasında faşistlere ve Fransa’yı işgal eden Nazilere karşı muhalif bir tavır sergilemiştir. 1957 yılında Nobel Edebiyat Ödülünü kazanan yazar ne yazık ki genç yaşta 1960 yılında bir trafik kazası sonrası aramızdan ayrılmıştır.

Felsefi açıdan Camus'un görüşleri, absürdizm olarak bilinen felsefenin yükselişine katkıda bulunmuştur. Bazıları Camus'un çalışmalarının onu bir varoluşçu olarak gösterdiğini düşünse de kendisi yaşamı boyunca bu terimi kesinlikle reddetmiştir.
Denizli Kitap Kulübümüzün Haziran ayı seçimi olan Yabancı, 1942 yılında yayınlanmıştır. İki bölümden oluşan kısa roman, Cezayir'de yaşayan ve toplumsal normlara tamamen kayıtsız olan Fransız memur Meursault'nun hikâyesini konu alır.
Kitap sarsıcı bir açılış cümlesine sahiptir: “Anneciğim bugün ölmüş. Belki de dün, tam bilmiyorum.” Bu cümle sarsıcıdır çünkü annenin ölünü gibi dünyanın en trajik olaylarından biri sıradan bir hava durumu bilgisi ya da günlük bir rutin gibi, tamamen duygusuz ve düz bir tonda verilir. Kişinin olaya, zamana ve mekana karşı olan kayıtsızlığını bildirir. Kahraman bu durumdan etkilenmemiş ve hatta üzülmemiştir. Toplumun kendisinden beklediği yas tutma klişelerini göstererek rol yapma kolaylığına kaçmamıştır. Bu aşırı dürüstlük, hayatı maskelerle yaşayan topluma ayna tuttuğu için ayrıca sarsıcıdır. Kahraman orijinal Fransızca metinde “anneciğim” kelimesini bilinçli kullanmıştır. Bu şekilde annesinden nefret etmediğini tersine ona sevgi beslediğini gösterir ki bu da olayın absürtlüğünü yansıtır.
Bu açılış cümlesi aslında kitabın özü, özetidir. Daha bu ilk cümle okuyucuyu alışılagelmiş ahlak, aile ve yaşam algısını sorgulamaya zorlayan edebi bir şok dalgasıdır. Kahramanın bu alışagelmedik hatta absürt diyebileceğimiz toplum dışı tavırları cinayetin kendisinden daha çok tepki çekmiş; kahramanımız neredeyse bu tavırları yüzünden suçlu ilan edilmiştir.
Özetle Camus’ya göre insan, evrende bir anlam arar ancak evren bu arayışa karşı tamamen sessiz ve kayıtsızdır. Bu arayış ile kayıtsızlık hep bir çatışma içindedir. Meursault, bu anlamsızlığın farkında olduğu için geleceğe dair planlar yapmaz ve hayatı olduğu gibi yaşar. Meursault dürüsttür; hissetmediği bir duyguyu (üzüntü, aşk veya pişmanlık) varmış gibi göstermeyi reddeder. Son tahlilde eserin en güçlü yanı, okuru ahlaki yargılarını yeniden gözden geçirmeye zorlaması ve adalet, ahlak ve toplumsal normlar üzerine derin bir tartışma yaratmasıdır. Son soru şudur: “İnsan, toplumun dayattığı anlamları reddettiğinde gerçekten özgürleşir mi, yoksa daha da mı yalnızlaşır?”
Hayran olduğum bu esere puanım 8.

AKILDA KALANLAR
Başkalarından daha erken ölecektim, orası aşikârdı. Fakat herkes bilir ki hayat yaşamak zahmetine değmeyen bir şeydir.
İnsan özgürlüğü seçtiğinde yalnız kalır. Çünkü özgürlük, sorumluluk demektir. Ve herkes o yükü taşımaya hazır değildir.
Umut, nefes nefese koşarken bir sokağın köşesinde, arkadan yetişen bir kurşunla vurulmaktı elbette.
Ha bugün olmuş ha yirmi yıl sonra, neticede ölen yine ben olacaktım.
Diğer Yazılar




