TEZGÂHIN ARKASI BOŞALDI
Yıllar önce Bayramyeri'nde esnaf bir abim vardı, rahmetli oldu. Bir gün dükkânında çay içerken bana dönüp şöyle demişti: "Gökhan, ticaret tezgâhın başında durmaktır. Arkasına geçersen kaybedersin."
O gün haklıydı. Çünkü o zamanlar tezgâh gözünün önündeydi. Mal ortadaydı, müşteri karşındaydı, parayı sayan da sendin.
Şimdi o abim sağ olsa, bugünün işine bakıp ne derdi merak ediyorum. Çünkü tezgâh artık dükkânda değil. Tezgâh; konteynerde, depoda, bilgisayarın içinde, hatta çoğu zaman senin görmediğin bir yerde. Sipariş Almanya'dan düşüyor, kumaş Babadağ yolundaki atölyede dokunuyor, mal Çardak'tan uçağa biniyor. Sen tezgâhın başında değilsin artık. Tezgâhın nerede olduğunu bile zor takip ediyorsun.
Üretiyoruz, Ama Yönetebiliyor muyuz?
Şunu açık konuşalım: Denizli üretmeyi bilir. Bunu kimse tartışmıyor. Sümer'de, Akkonak'ta, organize sanayide makineler dönüyor, tezgâhlar çalışıyor. Tekstilde dünyanın sayılı şehirlerindeniz, bornozda zaten markayız.
Ama mesele şu: Üretmek bir iş, yönetmek başka bir iş. Ve biz hâlâ üretmeyi yönetmek zannediyoruz.
Bir tekstilci dostum var, abim sayılır. Beş şehirde dükkânı var, milyonluk işler döndürüyor. Geçen oturduk muhabbet ediyoruz, sordum: "Abi sen Turgutlu'daki dükkânda bugün ne sattığını nasıl biliyorsun? Depoda malın gerçekten durduğundan nasıl emin oluyorsun?"
Çantasından siyah kaplı bir defter çıkardı. "Bak" dedi, "elemanlar akşam arıyor, bana söylüyorlar, ben de buraya yazıyorum."
Beş şehir. Beş ayrı dükkân. Akşam telefon. Siyah kaplı defter.
Adam zeki, çalışkan, işini seviyor, parasını kazanıyor da. Ama bir an düşündüm: Turgutlu'daki çocuk akşam yanlış rakam söylese, bunu nereden bilecek? Denizli'deki depodan bir top kumaş eksilse, kim fark edecek? Manisa'daki dükkânda bir müşteri "iade ediyorum" dese, bu defterin neresine yazılacak?
Avrupa'daki rakibi aynı bilgiyi telefonundan bir kaç saniyede görüyor. Hem de istediği saatte, istediği şehirden.
Bizimki hâlâ akşamı bekliyor.
Excel'le Nereye Kadar?
Bizim sanayimizin en büyük yalanı şu: "Bizde sistem var, Excel'de tutuyoruz."
Excel sistem değil kardeşim. Excel bir kâğıt parçasının dijital hâli. Sen Excel'e yazdığın anda o bilgi orada hapsoluyor; ne siparişle konuşuyor, ne muhasebeyle, ne kargoyla. Bir tek senin tuttuğun dosyada duruyor. Sen de o dosyayı bilgisayarın masaüstünde "yeni klasör (3)" diye bir yere atmışsın.
Sonra mal yanlış gidiyor. "Nasıl oldu?" Belli değil. Müşteri kızıyor. İade geliyor. Ustabaşı "ben demiştim" diyor, muhasebeci "bana gelmedi ki" diyor, sen ortada kalıyorsun.
Bu manzara Denizli'de bir-iki firmaya özgü değil. Yüzlerce işletmenin günlük rutini bu.
En Çok Görmediğin Para Acıtır
Esnafın bir lafı vardır: "Kazanmak değil, kaybetmemek marifettir." Doğru laftır. Ama kaybettiğini görmüyorsan, kaybetmediğini de bilemezsin.
Bugün Denizli'deki birçok atölye, fabrika, ihracatçı, görmediği kayıplarla yaşıyor. Yanlış sevkiyat gidiyor, kimsenin haberi olmuyor; depoya üç ay önce giren kumaş kayboluyor, sayım gününe kadar fark edilmiyor; aynı malzemeden iki kere sipariş veriliyor çünkü ilkinin nerede olduğunu kimse bilmiyor.
Ay sonunda hesap tutmuyor. "İşler kötü" deniyor. Hâlbuki işler kötü değil. İş çok, ama yönetim yok.
Babadan Kalma Düzen Babayla Beraber Gitti
Şunu da söylemek lazım: Bu şehirde işin büyük kısmı babadan oğula geçti. Baba kurdu, oğul devam ettiriyor. Güzel, kıymetli bir şey. Ama babanın yöntemiyle bugünün işini çevirmek mümkün değil.
Babanın zamanında müşteri Denizli'ydi, en uzak İstanbul'du. Bugün müşteri Hamburg'da, Şikago'da, Tokyo'da. Babanın zamanında sipariş telefonla geliyordu, bugün otomatik sistemden düşüyor. Babanın zamanında bir tek rakibin vardı, çarşıda tanırdın. Bugün rakibin Bangladeş'te, sen onun adını bile bilmiyorsun.
Ama hâlâ birçok işletmede "babam böyle yapardı" lafı dolaşıyor. Babası haklıydı, kendi zamanında. Şimdi zaman değişti.
Peki Ne Yapacağız?
Uzun reçete vermeyeceğim, çünkü zaten herkes biliyor da yapmıyor. Sadece şunu söyleyeyim:
Önce kabul etmek lazım. "Bizim sistemimiz çalışıyor" demeyi bırakmak lazım. Çalışmıyor. Çalışsa bu yazıya ihtiyaç olmazdı.
Sonra gencine güvenmek lazım. Bu şehirde okumuş, dünyayı görmüş, yazılım bilen bir nesil var. Çoğu da kendi babasının fabrikasında "sen daha küçüksün, anlamazsın" muamelesi görüyor. O genç aslında anlıyor, anlamayan sensin.
Bir de şu dijitalleşme lafından korkmamak lazım. Kimse senden uzay gemisi istemiyor. Deponu sisteme bağla, siparişini takip et, malını numaralandır. Bu kadar.
Son Söz
O Bayramyerindeki abim bugün sağ olsa, sanırım sözünü düzeltirdi. "Tezgâhın başında dur" demezdi artık. "Tezgâhın nerede olduğunu bil" derdi.
Çünkü bu yeni dönemde tezgâhın başında duranlar değil, tezgâhın nerede olduğunu bilenler kazanacak. Diğerleri çay içip "eski günler iyiydi" diye konuşacak. Çarşıda zaten o sohbeti yapanların sayısı her geçen gün artıyor.
Karar senin.
Diğer Yazılar




