DÜNYA KUPASINA GİTTİK Mİ?
Sosyal medyada sokak röportajları yapıyorlar. Muhabir mikrofon uzattığı gençlere soruyor.
“Milli takımımız Dünya Kupasından erken elendi neler söylemek istersiniz?”
Gençlerden birisi soruya, “Abi biz Dünya kupasına gittik mi?” diye cevap veriyor ve ekliyor: “Dünya Kupası 42 gün sürüyor, biz ikinci maç sonunda elendik. Bana hiç Dünya Kupasına gitmişiz gibi gelmiyor. Sence Dünya kupasına gittik mi?”
Doğal olarak gençler soruyu, alınan sonuçlardan duydukları üzüntü nedeniyle böyle cevaplıyorlar.
Evet zor da olsa, 24 yıl sonra katılmaya hak kazandığımız Dünya Kupası organizasyonundan ülke olarak beklentilerimiz büyüktü, hayallerimiz çok daha büyüktü. Karşılaşmalarda alınan sonuçlar hepimizi hayal kırıklığına uğrattı.
Henüz ikinci maçın ardından alışık olduğumuz manzara ortaya çıktı. Kimimiz teknik direktörün yanlış kadro kurduğu eleştirisini yaptı, kimimiz oynatılan taktiğe kabahat buldu, kimimiz futbolcuları eleştirdi, kimimiz yöneticilere kabahat buldu.
Oysa bana göre alınan sonuç gayet normaldi. Neden mi?
Olaya sürekli yanlış açıdan bakarak farklı sonuçlar bekliyoruz.
Dünya Kupası elemelerinde oynadığımız hangi maçımızı güle oynaya kazandık? Hiçbirini…
Bütün maçlarımızı bıçak sırtında düşe kalka oynadık, kimi puanlar da rakiplerin birbiriyle oynadıkları karşılaşmalar sonucunda hanemize yazıldı.
Bir de şu önemli soruyu sormamız lazım.
Futbol dünyasının en büyük organizasyonunda Türkiye’den tek bir hakem görev aldı mı? Almadı.
Maalesef dönüp baktığımızda gerçek bütün çıplaklığıyla karşımızda duruyor.
Nüfusu birçok ilçemizden daha küçük ülkelerin hakemleri görev üstlenirken, tek bir hakemimizin bile dünyanın en büyük futbol organizasyonunda yer bulamaması üzerine düşünmek gerekiyor. Bu durum aynı zamanda futbolumuzun uluslararası itibarı ve güvenilirliği hakkında da önemli bir göstergedir. Çünkü hakemler, bir ülkenin futbol yönetiminin ve futbol kültürünün dünyadaki yansımasıdır.
Futbolda başarı sadece sahada beklenmez. Başarı, futbol federasyonunun yönetim anlayışıyla, teknik kadronun futbol kültürüyle, alt yapıya verilen önemle ve mükemmel tesisleşmeyle kazanılır. Bu nedenle yaşananları sadece birkaç maçın sonucu olarak değerlendirmek büyük bir yanılgı olur.
Diğer taraftan yıllardır Türk futbolunun üzerinde dolaşan güven tartışmaları da devam ediyor. Bitmeyen hakem polemikleri, yönetim krizleri, kulüpler arası gerilimler ve futbol camiasında oluşan güvensizlik futbolun önüne geçiyor.
Bir başka dikkat çekici konu ise, ŞİKE ve BAHİS meselesi.
Özellikle geçtiğimiz sezon başından itibaren yaşanan bahis ve şike bağlantıları nedeniyle ceza alan futbolcu ve antrenörlerin sayısındaki artış, futbolun güvenilirliği üzerinde büyük zararlar veren gelişmeler arasında yer aldı. Futbol camiasında oluşan soru işaretleri de bu tartışmaları daha da büyüttü.
Burada mesele suçlama yapmak değildir.
Mesele, saha içerisinde ve dışında yaşanan gelişmelerde futbolun güven duygusunu koruyabilmesidir.
Çünkü sahada ve saha dışında futbol sadece temiz olmak zorunda değildir, aynı zamanda güvenilir olabilmelidir.
Ancak şu da bir gerçek ki, tüm sorumluluğu yöneticilere, teknik direktörlere ve futbolculara yüklemek de acımasızlık olur.
Bu noktada çuvaldızı başkasına batırırken, iğneyi de kendimize batırmazsak haksızlık etmiş oluruz diye düşünüyorum. Dönüp kendimize de bakmamız gerekiyor.
Bazen biz taraftarlar da eleştiri ve öfkeyi birbirine karıştırıyoruz
Tabii ki futbolcular eleştirilebilir, teknik kadroların oynattığı taktiksel hatalar eleştirilebilir, Federasyon yönetimi eleştirilebilir ve eleştirilmelidir de. Dozunda yapılan eleştiri iyileştirir, geliştirir ve yol gösterir.
Futbolun içinde olan herkes bunu bilir. Profesyonel futbolcular da teknik adamlar da yapıcı eleştirilerden ders çıkarır ve kendilerini geliştirmeye çalışırlar.
Bir mağlubiyet sonrasında, birkaç gün önce alkışladığımız futbolcuları yerin dibine sokabilecek kadar acımasız olabiliyoruz. Daha da kötüsü, milli takım söz konusu olduğunda bile kulüpler arası rekabeti bile bir kenara bırakamıyoruz.
Oysa milli takım herhangi bir kulüp takımı değildir, hepimizin takımıdır.
Formamızın göğsünde kırmızı çizgimiz ve ay yıldızımız vardır.
Bu nedenle başarısızlık anlarında yapılan eleştirilerin dozunu kaçırmak, sadece futbolculara değil ülkenin ortak değerlerinden birine zarar vermektedir. Bu nedenle Dünya Kupası'ndan çıkarılacak ders sadece kaçırılan goller, yapılan hatalar veya alınan sonuçlar değildir.
Asıl ders, büyük fotoğrafı görebilmektir.
Yazımızı klasik bir cümleyle tamamlayalım.
Önümüzdeki maçlara bakacağız.
Sevgiyle kalın.
Diğer Yazılar




