KİRLİ, OLAYI ÇÖZMÜŞ!
Yıllardan beri gözümü açar açmaz “Bugün memlekette ne olmuş?” diye televizyonun kumandasına sarılırdım. Son yıllarda televizyon kumandasıyla sarılmalarımız da bir hayli arttı had safhada.
Hangi Belediye basılmış?
Kimler "gözünün üstünde kaşın var" denilerek gözaltına alınmış?
Kimler "kaşla göz arasında" kendini Silivri'de buluvermiş?
Hangi Belediyeye Kayyım atanmış?
Mutlak butlan kararı çıkmış mı?
Kim istifa etmiş?
Kim hangi partiye geçmiş?
Kim kimi satmış?
Kim yeni parti kuruyormuş?
Hepsini takip etmeye çalışıyoruz. Partilisiniz, yıllardır siyasileri takip ediyorsunuz, Mesleğiniz tam olarak gazetecilik olmasa bile yaklaşık 40 yılınızı basın camiasının içerisinde geçirmişsiniz ve aradan geçen uzunca zaman içerisinde öyle veya böyle gazetecilik refleksi denilen hastalık size de bulaşmış. Merak edeceksin, takip edeceksin, soruşturacaksın, bakacaksın, bulacaksın, duyacaksın, bileceksin.
Ama yeni yeni fark ettim ki memleket gündemini takip etmekle akıl sağlığını korumak aynı anda yürümüyor.
İnsan beyninin de bir dayanma sınırı, bir kontenjanı var kardeşim.
Bir yere kadar kriz, bir yere kadar kaos, bir yere kadar stres, bir yere kadar “SON DAKİKA”
Allah'ın her günü bu kahırla, bu stresle boğuşmaktan kendimi kaybettim. Neredeyse 46'lık oldum. Depresyon ilaçları kullanır hale geldim.
İşte ben de tam bu noktada bahçemizdeki KİRLİ'den hayat dersi almaya karar verdim.
Kirli mesela hiçbir şeyi kafaya takmıyor.
Ne enflasyon, ne anket sonucu, ne kimin hangi partiye geçtiği, ne kimler gözaltına alınmış, ne hangi partiye kayyım atanmış, ne Cumhurbaşkanı kim olacakmış, ne erken seçim, ne de televizyonda boş boş konuşan bağıran adamlar umurunda.
Baktı hava bozuyor mu?
Hop, bahçedeki kanepenin altına.
Bir tehlike mi hissetti?
Hop, yemiş ağacının tepesine.
Enerjisi mi yok?
Hop, kanepenin yumuşacık minderinin üzerine.
Yıllarca miskin miskin yaşamayı kötü bir şey sandık biz. Oysa bazen insanın miskinleşmesi iyi bir şeymiş.
Ben de artık en ilkel meselelere döndüm.
Ay sonuna kadar paramı nasıl yetiştireceğim?
Dolaptaki rakının yanına ne hazırlayayım, ne iyi gider?
Kavun ve peynirle duygusal bir bağ mı kurayım?
Sabah uyandığımda beynim sıfırlanmış olacak mı?
Bunların peşindeyim.
Çünkü anladım ki; bazen dünyayı kurtarmaya çalışırken, insan kendi küçük dünyasını batırıyor.
Herkes her konuda fikir sahibi, herkes öfkeli, herkes haklı, herkes bağırıyor.
Artık ben biraz susma dönemine geçeyim diyorum.
Biraz bahçede toprakla boğuşayım...
Biraz çiçekleri sulayayım…
Biraz Kirli'nin kafasını okşayayım…
Biraz Kirli ile aynı frekansta yaşama dönemine geçiş yapayım.
Beni iyi tanıyanlar tarafından yanlış anlaşılmasın; bu bir vazgeçmek değil.
Sadece insanın kendini koruma içgüdüsü.
Mesela kaplumbağalar, miskin miskin hareket ederek 250- 300 yıldır hayatta kalmayı başardılarsa belki de bildikleri bir şeyler vardır.
Belki de bazen ileri gitmek için biraz geri çekilmek gerekiyordur.
O yüzden bugünlerde bana “Ne düşünüyorsun?” diye sorarsanız cevabım basit.
Maaşımı düşünüyorum.
Ruhumu dinlendirmeyi düşünüyorum.
Eski neşeli günlere dönebilmeyi düşünüyorum.
Ve bahçedeki Kirli'ye bakıp şunu söylüyorum:
“Ulan kirli, sen olayı çözmüşsün koçum!”
Bu arada size Kirli'yi tanıştırmayı unuttum. Kirli, kızımın bahçemizde besleyip sevdiği kedi.
Değerli okur, su akar yolunu bulur.
Kendinize iyi davranın, sevgiyle kalın.
Diğer Yazılar




