HEVES Mİ KALDI ?

Denizli’nin Çal’ında, Bekilli’sinde, Güney’inde bağcılık yalnızca bir tarımsal faaliyet değildir.

Binlerce ailenin geçimidir. Bir kültürdür. Bir bölgenin hafızasıdır.

Ama bugün bağcının önünde çok sert bir soru var: Üretmeye devam edecek miyim?

 

Tariş’in açıkladığı 80 lira gerçekten ama gerçekten o kadar kötü bir fiyat ki 1 kg üzüm 1 litre mazot dahi değil!

Mesele artık fiyat biraz düşük kaldı meselesi değil. Mesele, üretmenin ekonomik olarak anlamını kaybetmeye başlaması.

Bir kilogram üzümün karşılığı bir litre mazotu dahi almıyorsa burada sadece tarım politikasını değil, memleketin üretim modelini de konuşmak gerekir.

 

Öyle bir iktisadi paradoks ki çiftçi ürettikçe borçlanıyor, ürettikçe fakirleşiyor.

Maliyeti 93 lira, kooperatifin verdiği fiyat 80 lira. Resmen çiftçiye ‘üret’ denmiyor, ‘zarar et’ deniliyor.

Pazarda, markette gıda ucuzlamıyor. Tüketici hala pahalı yiyor. Üreticinin ürünü ucuzluyor, tüketicinin sofrası ucuzlamıyor.

Aradaki fark kimin cebine gidiyor?

Üreticiyi tüccarın ve birkaç büyük alıcının insafına bırakamazsınız.

Üreticinin kooperatifi, üreticinin maliyetinin altında avans açıklıyorsa kooperatifin piyasa düzenleyici niteliği nerede?

Böyle tarım modeli mi, böyle kalkınma mı olur Allah aşkına!

Sonra ertesi yıl ne oluyor?

Yine kredi. Yine borç.

 

Çiftçi haykırıyor: Fiyatı üreten belirleyecek, üreten!

Ancak üreten cezalandırılıyor! Bakın bu slogan değil; iktisadi bir teşhis söylüyorum:

Üzüm üreticisi kaybetmiştir.

Daha kötüsü, kaybetmeye de alıştırılmıştır.

Bugün mesele üzümün fiyatıdır ama asıl mesele yarın o üzümü kimin üreteceğidir.

Bir gün Çallı çiftçi ağlaya ağlaya üretmemeyi tercih eder, bağını kökler; al sana gıda krizi.

Bir ekonomi neyi ödüllendirirse onu çoğaltır. Üretmek yerine aracılığı, ithalatı ve borçlanmayı ödüllendirirseniz üretici azalır.

 

Şaraplık üzümde de durum farksız; şişe zamlanıyor, kapak, etiket, nakliye, elektrik, işçilik, şarap fiyatı zamlanıyor.

Geçen yıl 30 liradan alınan şaraplık üzüme bu yıl 17 lira fiyat veriliyor.

Üzümü üreten yine hüsranda.

 

Bağcı olmazsa bağ yolu da olmaz, üzümcü olmazsa şarapçılık da olmaz.

Bağcılığın yüzlerce yıllık kültür olduğu bir coğrafyadan, Çal Karası gibi coğrafi işaretli üzümden, önoturizmden, bölgeyi markalaştırmaktan bahsediyorum.

Bağ ziyaretleri, tadım etkinlikleri, gastronomi, kırsal kalkınma…

Türkiye’nin Trakya, Urla, Kapadokya ile birlikte en kuvvetli bağ rotalarından biridir Çal Bağ Yolu.

 

Ekonominin gerçek halini görmek isteyenlere uzun raporlar okumalarını önermiyorum:

Gitsinler herhangi bir bağcının kapısına, selamünaleyküm desinler. Kapısı açılsın, buyur etsin de ekonominin gerçek halini orada görsünler.

Gerçekler o bağ evinde.

 

Keser döner, sap döner; gün gelir hesap döner.

Ben o hesabın dönmesini beklemeyelim diyorum.

Hesap döndüğünde bağlar sökülmüşse…

Selam söyle!

 

Diğer Yazılar