MÜKEMMELLİĞİN ÖLÇÜSÜ İNSANDIR!
KalDer tarafından Denizli’de düzenlenen 3. Mükemmellik Zirvesi’ne davetli olarak katıldım. Verimliliği, kaliteyi, teknolojiyi, yapay zekayı, mükemmelliği konuştuk. Sanayinin, üretimin, ekonominin ve iş dünyasının geleceğine ilişkin önemli değerlendirmeler yapıldı.
Dünyanın önünde artık çok sayıda yeni denklem var. Eski doğrularla yeni dünyanın problemlerinin çözülemeyeceği gerçeği var. Dünya artık sadece değişmiyor, ciddi bir dönüşüm var. Üstelik bu dönüşüm öylesine hızlı ki yerinde saymak bile geriye gitmek anlamına geliyor. Eski köye yeni icat çıkar(a)mayan geriye gidiyor!
Peki Türkiye bu dönüşümün neresinde? Denizli bu dönüşümün neresinde? Zirveden ayrılırken zihnimde bütün bunların üzerinde, çok daha önemli bir soru vardı: İnsan bu dönüşümün neresinde?
★
ADALET DAİRESİNİN MERKEZİNDE İNSAN VAR!
Aslında insanlık bu sorunun cevabını yüzyıllar evvel aramış. Devletin, ekonominin ve toplumun nasıl ayakta kalabileceğini sorgulamış. Bu arayışın sonucunda ortaya çıkan düşüncelerden biri de Daire-i Adliyye yani adalet dairesi olmuş.
Bu düşüncenin temelinde devletin, hazinenin, üretimin, toplumun ve adaletin birbirinden bağımsız olmadığı gerçeği var.
Birindeki bozulma diğerlerini de etkiliyor. Adalet zayıfladığında toplumsal düzen, üretim zayıfladığında hazine, hazine zayıfladığında devletin gücü sarsılıyor.
★
Şimdi bu kadim düşünceyi 21. yüzyıl için yeniden yorumlamamız gerekiyor. Adalet dairesinde üretim halkasının içine teknolojiyi; dijitalleşmeyi, yapay zekayı da eklemeliyiz. Ama bu dairenin merkezini insanı kabul ederek. İnsanın bu dünyanın temel değeri olduğu gerçeğini geride bırakmadan.
Elbette yapay zeka; bazı işleri, süreçleri, maliyetleri denklemden çıkarabilir. Ama insanı değer denkleminden çıkaramaz! İnsan neredeyse hayat orada gelişir… Daire-i Adliyye'yi de bugüne uyarlarken teknolojiyi; insanın yerine değil, insanın yararına çalıştırmalıyız.
Yapay zekanın farkındayım ama doğal zekamı seviyorum; insan aklının ve vicdanının tarafındayım.
★
PEKİ, BİZ NEYİ MÜKEMMELLEŞTİRİYORUZ?
“Mükemmel, iyinin düşmanıdır.” derler. Olabilir. Belki iyi de mükemmeli sevmiyordur! Ama bana kalırsa asıl tehlike, mükemmeli ararken neden yola çıktığımızı unutmaktır.
Verimliliği artırıyoruz. Teknolojiyi geliştiriyoruz. Üretimi büyütüyor, maliyetleri düşürüyoruz. Yapay zekayla daha kısa sürede daha fazla iş yapabiliyoruz. Peki bütün bu dönüşüm insanın hayatına nasıl yansıyor?
İnsan hala yoksul, yorgun, mutsuzsa…
Öyleyse biz neyi mükemmelleştiriyoruz?
Üretim artarken refah aynı ölçüde artmıyorsa, teknoloji gelişirken insanlar geleceğinden endişe duyuyorsa, verimlilik yükselirken çalışanların hayat kalitesi geriliyorsa ortada sorgulanması gereken bir başarı anlayışı vardır.
Bir şirketin bilançosundaki başarı, çalışanının hayatında karşılık buluyor mu? Ekonomik büyüme vatandaşın sofrasına, çocuğunun eğitimine, ailesinin geleceğine yansıyor mu?
Mükemmelliği yalnızca rakamlarda ararsak insanı gözden kaçırırız.
★
MÜKEMMELLİĞE GİDEN YOLDA KALİTE; YAŞADIĞIMIZ HAYATIN STANDARTI OLMALIDIR!
Mükemmelliğe giden yolun kaliteden geçtiğini bilirim.
Kalite; satın aldığımız ürünün kısa sürede bozulmaması, hastanede zamanında sağlık hizmeti alabilmek, çocuklarımızın nitelikli eğitim görmesi, çalışanın emeğinin karşılığını almasıdır.
Kamunun vergiyi doğru kullanması, adaletin zamanında tecelli etmesi, kurumların liyakatle yönetilmesi… bunların tamamı kalite meselesidir. Çünkü kalite yalnızca sanayinin veya üreticinin meselesi değildir. Aynı zamanda bir yönetim anlayışı, toplumsal kültür ve yaşam standardıdır.
Bir ülkenin fabrikaları dünya standartlarında üretim yaparken eğitiminde, hukukunda, sağlık sisteminde veya kamu yönetiminde vasatlık hakimse gerçek anlamda mükemmellikten söz edilebilir mi?
Bence edilemez.
Dahası kalite vasatsa hangi başarıdan söz edilebilir?
★
DENİZLİ KALİTEYİ HAK EDİYOR!
Denizli’nin mükemmellik hedefi yalnızca fabrikalarının üretim kapasitesiyle değil, insanlarının yaşam kalitesiyle de ölçülmeli. Denizli’nin üretimdeki başarısı, Denizlililerin hayatına aynı ölçüde yansıyor mu? Asıl cevaplamamız gereken soru budur.
Teknolojiyi geliştirirken adaleti, verimliliği artırırken refahı, üretimi büyütürken hayat kalitesini ihmal edemeyiz. Çünkü şehirler yalnızca ürettikleriyle değil, insanlarına sundukları hayatla değer kazanır.
Benim için mükemmelliğin ölçüsü budur.
★
Denizli kaliteyi hak eden bir şehir. Yalnızca ürettiği ürünlerde değil, insanlarının yaşadığı hayatta da!
Çünkü mükemmelliğin ölçüsü insandır. Kalite layığını bulacaktır.
★
KalDer’in Mükemmellik Zirvesi bana bir kez daha bunları düşündürdü.
Diğer Yazılar




