THE ECONOMİST THE WORLD AHEAD 2026 ÜZERİNE…

Sevgili okur, yazımın başlığını ‘Düşüş sinyali, kalıcı belirsizlik, kuralsız rekabet, mikro erozyonlar, sistematik tehdit, eşzamanlı stres, çoklu krizler ortamında yön bulma arayışı ve stratejik uyarı!’ koymayı planladım ama sonra sizleri düşündüm, kocaman puntolarla gözünüzü korkutmak istemedim.

Yaşadıklarım, gördüklerim, duyduklarım, hissettiklerim ve tahminlerimden çıkarımlarım şöyledir ki:

Dünya 2026’ya bir top gibi yuvarlanarak gidiyor. Sahada kurallar yok, oyuncular agresif, risk iştahı yüksek! Çoklu krizler ortamında dünya güçlü bir sistematik tehdit tarafından yönlendirilen kuralsız bir oyuna dönüşmüş durumda. Bu kalıcı belirsizlik ortamında tansiyonun her geçen gün yükseldiği Avrasya Ortadoğu hattında Türkiye’nin ‘Kilit Ülke, Güvenli Koridor, Dengeleyici Aktör’ olarak konumlanması elbette kritik.

Yeni yıl öncesi net düşüş sinyali veren ekonomi yönetiminin rasyonel zemine oturtularak sürdürülmesi ise çok daha kritik! 

Küresel belirsizliğin yarattığı kuralsız rekabet içinde aşırı ekonomik kırılganlık yaşadığımız bir yılın ardından 2026’yı Türkiye adına riskli küresel dalgalar içinde Zorunlu Reform Yılı olarak tanımlamak hem isabetli olacak hem de bir stratejik uyarı.

Enflasyon yönetimi, finansal istikrar, sermaye girişlerinin sürdürülebilirliği, belirsizlikten çıkış ve yön bulma arayışında bir yandan diplomatik ağırlık koyarak oyunun kurucusu olmaya çalışırken oldukça stresli bir ekonomik testten de geçeceğiz. Erozyonlarla dolu eşzamanlı stres testi diyelim.

THE ECONOMİST THE WORLD AHEAD 2026 ÜZERİNE…

Siyaset açısından 2026, merkez-sol mimarinin güncellenerek güçlendiği yıl niteliği taşıyacak.

Yönetime talip olanlar Türkiye’yi bu kuralsız oyunda savrulmayan; akılla, güvenle ve kurumsal kapasiteyle yön alan bir ülke haline getirme iddiasını öne çıkarmalı. 

Temel fırsat Türkiye’yi kriz yöneten değil risk öngören ve riski engelleyen devlet moduna geçirmek olmalı.

Dünya ile rasyonel normalleşme; NATO ile uyum, ABD ile yapıcı denge, AB ile ekonomik entegrasyonun geri kazanılması, Rusya ile kontrollü diplomasi, Çin ile teknoloji ve ticarette risk–getiri dengesi üzerinden Türkiye’nin yönünü tartışmaya açmadan; kurumsal diplomasiyi güçlendiren, akılcı, ulusal çıkar merkezli bir model sunmaktan bahsediyorum.

Asgari ücretliler için fiyat istikrarı ve gelir güvencesi sağlarken orta sınıfı geri getirmek, enflasyon hedeflemelerini gerçekçi ve erişilebilir koymaktan, TL’de istikrar sağlayan, çalışan ve emekliye reel alım gücü kazandıran bir iç ekonomik politika yaratmaktan bahsediyorum.

Teknoloji yatırımlarını teşvik eden bir devlet kapasitesi, savunma sanayisini partizan tartışmadan çıkarıp milli stratejiye oturtan bir çerçeve ile yeşil dönüşümü Türkiye’nin lojistik, enerji ve üretim avantajına dönüştüren, sağlık turizmini kamu gelirine dönüştüren bir stratejiden bahsediyorum.

Tarımsal sürdürülebilirlik, su kıtlığına temelden çözüm, gıda güvenliği = milli güvenlik anlayışının esas alınmasından bahsediyorum.

Mega kent risklerini minimize etmekten, dirençli şehirlerden, kentsel yoksulluğun ve mutsuzluğun azaltılmasından, sosyal omurgayı korumaktan, yaşanılabilir mahalle modellerinden bahsediyorum.

Genç kuşakların beklentisine uygun yeni sosyal güvenlik anlayışından, iş ve aşın yanı sıra, esneklik, hız, teknoloji ve sosyal destek isteklerini de karşılamaktan, ‘Yeni Nesil Sosyal Devletkavramını hayata geçirecek devrimci hamlelerden bahsediyorum.

Ekonomik güven ortamından ve öngörülebilir yönetimden, iktidardan, devletten bahsediyorum.

2026’da beklenen küresel kaosu fırsata çevirmek için Türkiye’nin ulusal güvenlik, ekonomik güven, kurumların onarılması şart bunun için de oyunun kurallarını yeniden yazacak akılcı bir yönetime ihtiyacı var.

Ancak ve ancak bilgiden güç alan siyaset, krizi öngören ve yöneten kapasitede bir yönetim karşılık bulacaktır. Yoksa popülist siyaset hem yoruldu hem de yordu; mutfak ve kira sorunu çözülmeden hiçbir siyasi ajanda karşılık bu-la-maz!

Diğer Yazılar