HARMAN ZAMANI
Yaz mevsimi deyince, insanın aklına hemen, harman kaldırma gelir. Bundan elli yıl önce harman kaldırma, köylülerin büyük çoğunluğu için zor ve yorucu bir işti. Ekinler ermeye başladıktan sonra başlar bu süreç. O zamanlar tahıl ürünleri (arpa, buğday, çavdar) her yerde ekiliyor. Nohut, mısır, yonca, ayçiçeği, afyon, pancar da yetiştirilir ama, belirleyici olan bunlar değildir; kuru mahsul daha yaygın ekilir biçilir.
TARLALAR BÖLÜNÜNCE…
Yeşilova-Güney'de büyük topraklar yok; genelde ekilip biçilen tarlalar parçalıdır. Bölüne bölüne küçülmüşler. Köyde 50-60 dönüm arazisi olan sayılıdır. Tarlalar birer dönüm, ikişer dönüm, en fazla beş dönüm hâlinde parçalıdır. Son zamanlarda bu parçalanma, birer evleğe kadar düştü. Köyde tarlaların küçülmesine " birer soğan dikim yer " derler. Tarlalar parçalı ve küçük olunca, fazla verim de elde edilemiyor. İnsanlar ihtiyaçlarını karşılayamayacak duruma gelince, göç kapıya dayanıyor. Göç nedeniyle nüfus gittikçe azalıyor. Nüfus binlerden yüzlere düştü.

AYDIN OVASI
Yeterli tarlası olmayanlar bu mevsimde, iş olanaklarının bulunduğu Aydın Ovası'na pamuk çapalamaya giderlermiş. Oradan getirdikleri ve kazandıklarıyla ev ihtiyaçları karşılanırmış. O dönemlerde pamuk çapasında sıtmaya tutulup hastalananlar da olurmuş. Yeterli sağlık ve yeterli bakım olmadığından, bu hastalıklar insanı ölüme kadar götürürmüş. Cenazeyi köye getirecek maddi yeterlilik olmadığından, ölen çalıştığı yerde gömülürmüş. Bir çeşit kimsesizler mezarlığı gibi bir yerdir her halde. Garibin ölüsü orada kalırmış.
EKİN BİÇMEK ZOR İŞTİ
Tarlası tokadı olanlar, kendi tarlalarını eker, biçer, geçimlerini sağlarmış. Güney'de ekin biçme dönemi zorlu bir süreçtir. Sabah erkenden kalkılır, sığırların bakımı yapıldıktan sonra ekin biçmeye gidilirdi. Köyde herkesin bir eşeği olduğundan onunla heybeler, torbalar taşınır, büyüklerden biri de semerine binerek tarlaya giderdi. Bazı tarlalar uzak olurdu; Kocadağ, Sivriardı, Çınarcık mevkilerine gidiş bir saat kadar sürerdi.
Eşyalar, biçme malzemeleri bir ağacın gölgesine indirilir, eşek de otlu bir yere bağlanırdı. Yaz ayları eşekler için otun, yiyeceğin bol olduğu zamandır. Hasat mevsiminde hayvanlar (öküz, inek, at, camız) hiç yiyecek sıkıntısı çekmez. Böylelikle karnı doyan hayvanlar da mutlu olurdu. Bunu hayvanın bakışından, duruşundan anlardınız. Eşekler karnı doymuş olarak akşama doğru eve dönerdi.
PITRAK DİKENİ
Havalar sıcak olduğundan, ekin biçme terletir insanı. Sıcaktan korunmak için şapka giymek zorundasınız. Ekin tarlaları pıtrakla doludur. Pantolonunuz, çoraplarınız hep pıtrakla kaplanır. O pıtrakların dikenleri, çoraplardan geçerek, teninize saplanırdı. Dinlenme anında bile, çorabınızdan pıtrak ayıklarsınız. Yakınlarda suda bulunmadığından Çınarcık Ahrılca'dan hayvanlar sulanır, içecek su doldurulur gelinirdi. Çınarcık'a gidiş geliş iki saat sürdüğü için bazan yatak yorgan götürdüğümüz olurdu. Geceleyin çok serin olur, cırcır böceklerinin sesini dinlerdik; onların sesi kulağımıza müzik gibi gelirdi.
HERKES KAYTARMADAN ÇALIŞIRDI
Küçük çaplı üretim olduğundan, genelde herkes kendi ekinini biçerdi. Köyde çocuklar anne babanın yanında, yardımcı işgücü olarak çalışırdı. Evde çalışan yeterli oldu mu, ekin biçme, harman kaldırma kolaylaşırdı. Anne babayla beraber herkes, kaytarmadan çalışmak zorundaydı. Zamanında bitirilmedi mi, hasat zorlaşabilirdi. Ekin biçme ve harman kaldırma zamanında, yağmurların da gecikmesi istenir. Köylüler yağmura yakalanmadan, kurtulma telaşına girer. Harmandan kurtulmak, büyük bir sevinçtir. Ondan sonraki işler yavaş yavaş yapılabilirdi.

Değişik mevkilerde olan ekinler biçildikten sonra, onları toplayıp, harman yerine taşımak da ayrı bir derttir. Daha o dönemde, makineleşme yeterli değil, ilkel yöntemlerle çiftçilik yapılıyor. Kağnılar ve at arabalarıyla, ekin yığınları harman yerine taşınır. Bu işe Güney'de, sap çekme denir. Sap çekme işi de bir hafta on gün kadar sürer. Sap çekmenin de zorluklarını yaşarsınız yollarda. Yollar taşlı, engebeli ve düzgün olmadığından, kağnıya yüklenen sap ağdırıp, yıkılabilir. Onu yeniden demetleyip, toparlamak da zor olur. Saplar dağınık olduğundan, yükleme de zorlaşır.
KAĞNILAR, KAĞNILAR…
Uzak bir tarlaya, günde üç defa kağnıyla gidiyorsan, iki seferde kalırsın. Diğer kağnılar, düzgün bir şekilde, yıkılmadan geçip gitmişlerdir. Bu sefer kendi kendimize kızarız; biz niye düzgün sap yükleyemedik diye. Sap çekerken, sık sık bu zorluklar başımıza gelirdi. İşte o zaman çok kızardım, ne zaman bitecek bu iş derdim. İnişlerden, yokuşlardan kağnıyı çok dikkatli çekmek gerekiyor, devrilirse iş uzar. Makineleşmenin olmadığı dönemde, kağnıyla sap çekmek, yorucu bir işti.
SARI TRAKTÖR
İlk defa köye, bir sarı traktör bulup getirdiler. Bu nedir diye başına çongallaştık. Sarı traktörün sahipleri, kendi işlerini bitirdikten sonra, başkalarının işlerini de yapmaya başladı. Bu durum onlar için, ek bir gelir kaynağıydı. Derken köyde traktör iki, üç oldu. Onlar daha çabuk işlerini yapmaya başladı. Haftalarca süren iş, iki üç günde bitmeye başladı. Bunlar da makineleşmenin sağladığı kolaylıklar. Güney'de motorlu araç olarak ilk kez sarı traktörü (Fıat marka) gördük.
Büyük ve Küçük Çayır'a taşınan saplar ve ekin yığınları, önceleri dövenle dövülürdü; o da günlerce sürerdi. O sıcakta dön babam dön, harmanı dövmeye çalışırdık. Dövenin altı taş dişlerle kaplıdır; o keskin taşlar sapları keser, parçalardı. Çocukların merak edip, dövenin arkasına bindikleri de olurdu. Köyde akrabalar, birbirine yakın yerlerde küme oluştururdu. Çayırda ağaç olmadığından, dört direk üzerine, ağaç dallarından bir örtü yapılır, buna Alaçık adı verilirdi. Yemek yerken, dinlenirken onun gölgesinden yararlanırdık.

KÜÇÜK ÇAYIR
Bazı aileler, harman yerinde yatıp kalktıklarından, kümes hayvanlarını da getirdikleri olurdu. Harman yerinde, tavukların barınmaları için tünek de yapılırdı. Akşam oldu mu, tavuklar tüneğe giderdi. Harman yerinde bol tane olduğundan, tavuklar bundan yararlanırdı. Harman, bir aya yakın sürerdi; bu nedenle, bir süre harmanda kalınırdı. Yalnız kümes hayvanları değil, diğer büyük baş hayvanlar da harman yerinde kalırdı. Orada çocukların da yapacakları çok iş vardır. Hayvanlara göz kulak olurlar, susadıklarında pınardan su içmeye götürürlerdi. O zamanlar çayırda çok su bulunurdu. Hemen hemen her yerde, yerden akıp giden pınarlar olurdu. Biz hayvan sulamaya, Çavuşlar Pınarı'na giderdik. Yine harman yerinin yakınında Dede Pınarı vardı. Küçük Çayır'da şimdiki petrolün altı balkandı; hayvan çökerse, çıkarılması güç olurdu. Yine o balkanın alt yanından, gür bir su fışkırırdı. Yakınından sular akar giderdi, derecikler halinde.
DAVUT PINARI
Unutmadan söyleyeyim top sahasının yakınında, Küçük Çayır'da gürül gürül Davut Pınarı akar dururdu. O soğuk sular tüm canlıların içme kaynağıydı. Davut Pınarı'ndan akan su, aka aka Koca Öz'e karışırdı. Koca Öz, bu gibi pınarların akan sularından da beslenirdi. Sivriardı Çayı yazın bile akar, hiç kesilmezdi. Onun önüne bent yapıp, çayın yakınındaki tarlalar sulanırdı. Özellikle çay kıyılarına mısır ve pancar ekilirdi. Şimdi bütün pınarlar kuruduğu gibi Sivriardı Çayı da akmıyor. Bir de Değirmen Yanı'ndan gelen su vardı; köyün içinden deli deli akar akardı. O zamanlar, köyün altındaki Arpalık adındaki topraklar, hep o suyla sulanırdı. Şimdi o da bitti; ancak yakınındaki tarlalar sulanabiliyor.
Harmanlar dövenle dövüldükten sonra, yığın haline getirilirdi. Bu yığınların savrulup tanesinden ayrılması, rüzgârın esişine bağlıydı. Genelde kuzeyden esen rüzgârla, poyrazla harmanlar savrulurdu. Bazen günlerce rüzgârın esmediği olurdu; o bekleyiş insanı gerilime sokardı. Harmanlar savrulduktan sonra taneler samanından ayrılır, taşından kumundan ayıklanır. Taneler çuvallar ve eşeklerle evlere taşınırdı. Bu tahıllar evlerde bulunan ambarlara boşaltılırdı. Yiyecek, harçlık gibi ihtiyaçlar ambardaki tahıllar satılarak karşılanırdı.
SAMAN TAŞIMA
Harmanlar savrulduktan, taneler eve taşındıktan sonra, iş yine bitmiyor. Sıra saman taşımaya geliyor. Kıl abalar kağnılara gergi yapılır, onun içine saman doldurulur, öyle götürülürdü köye. Saman taşımak da zor iş; Çatma'dan yukarısı yokuş olduğundan, öküzler kağnıyı taşımakta bayağı zorlanırdı. Gergi ile çok saman taşıdığım için biliyorum. Saman taşıma işini, traktörle yapanlar da olurdu. Onlar biraz daha durumu iyi insanlar. Bir an evvel harmandan kurtulalım diyorlardı. Daha sonraki zamanlarda, traktörle sap ve saman çekenler çoğaldı.
Harmandan kurtulan herkes sevinirdi. Onlar bu zorlu işten kurtuldukları için rahat rahat kapı önlerinde otururlardı. Ya tembeller, biz ne kadar çalışkanız, sizden önce kurtulduk, der gibiydiler. Harman işleri bittikten sonra rahat bir nefes alır köylü. Artık bir süre dinlenmenin zamanı gelmiştir. Güney'de o zamanlar gelenekti; harman bitiminde, Höşmerim yapılırdı. Yumurtadan yapılan bir yiyecektir. Höşmerim, yiyenlerin tadı damağında kalır. Ben bu yiyeceği çok severdim; anam yılda bir yapardı.
Höşmerim'in şöyle bir hikâyesi var. Harman bitiminde güzel bir genç hanım Höşmerim yapmış, kocasının önüne koymuş. İkide bir " hoş mu erim, hoş mu erim! " dermiş. Tekrarlana tekrarlana Höşmerim olmuş gitmiş. Hâlâ bu höşmerim geleneğinin farklı şekillerde sürdüğünü düşünüyorum.
Diğer Yazılar





