HAYAT PAHALILIĞI VE KADINLAR

Sayın baylar bize hep ders verirsiniz.

" Aman, günah, ayıp, kötü, yanlış. "

Aç karnına kuru öğüt çekilmez.

Önce doyur beni, ondan sonra konuş.

Bertolt Brecht

Kadın Dayanışma Komiteleri'nin büyük illerde, tek tek kadınlarla yaptıkları konuşmaların sonucunda ortaya çıkan çarpıcı yanıtlar, konuya olan duyarlılığı artırıyor. Herkes evinde farklı farklı şeyler yaşamasına karşın, hayatın ne kadar pahalı, çekilmez ve zorlu olduğu verilen yanıtlardan anlaşılıyor. Bu konuda yurdun birçok yerinde çalışan kadınların görüşlerine başvurulmuş. Hemen hemen hepsi pahalılık konusunda ortak noktada birleşiyor.

FATURALARDAN KADINLAR SORUMLU TUTULUYOR

Yaşamakta olduğumuz kış günlerinde, en çok hayat pahalılığından çalışan kadınlar nasibini alıyor. Anlattıklarına göre yüksek faturalardan yine kadınlar sorumlu tutuluyormuş. Bu nedenle evlerde gergin günler yaşadıklarını kendileri anlatıyor.

Elektriği ve doğalgazı çok kısıtlı kullanmaya çalışıyorlar. Gıda maddelerinin ne kadar pahalı ve cep yakar olduğunu söylüyorlar. Patlıcanı, kabağı tane tane aldıklarını söyleyenler de var. Bu dar gelirli aileler, gelirlerinin yarısını zaten kiraya verdiklerini, geriye bir şey kalmadığını açık açık söylemekten çekinmiyorlar.

Oturdukları odanın dışında, bütün odaların peteklerini kapatarak, tasarruf cambazlığı yapmaya çalışıyorlar. Anlattıklarına göre çamaşır makinesi, elektrik süpürgesi...gibi aletleri uzun aralıklarla kullanıyorlar. Elektrik faturası kabarık gelmesin diye çoğu ütü yapmaktan vazgeçmiş.

Eskiden insanlar "Geçinemiyoruz!" demeye utanıyordu; şimdi "Bir sor, bin ah işit!" derler ya, işte öyle. Erkekler konuşurdu güncel geçim durumlarını ama kadınlar bu konuları konuşmaktan pek hoşlanmazlar, onların ilgi alanlarına pek girmezdi. Günümüzde kadınlar rahatsızlıklarını dile getirmekten çekinmiyor, buna mutlaka bir çare bulunmalı diyor.

Şimdi erkeklerle birlikte kadınlar sokakta, evde, iş yerinde, hayatın her alanında öfkelerini açığa vuruyor. Hayat pahalılığının dışa vurumu olarak tencere, tavayla sokağa çıkıp, " Bu böyle gitmez, gitmemeli! " diye tepkilerini ortaya koyuyor. Ailelerin her şeyi kısmaları, tasarruf yolu araştırmaları, aile bireylerinin yaşam sevinçlerini de yok ediyor.

Hadi büyükler dayanmaya çalıştı diyelim; evin diğer üyelerine, özellikle çocuklara nasıl söz geçirilecek? Ailenin rahat, huzur ve esenliği için gıda maddeleri başta olmak üzere temel ihtiyaçların, ailelerin zorlanmadan karşılanabilmesi gerekir. Bunlardan da kısıntıya gidilirse, beslenme zorlaşacağından sağlık sorunları ortaya çıkacak, eğitim araç ve gereçlerini aileler karşılamakta güçlük çektiklerinden, cehaletin karanlığına yuvarlanmak zorunda kalınacak. Bu nedenle eğitimden yeterince yararlanamayan insanların sağlıklı düşünebilmeleri kolay olmayacak.

Giderek sağlık, beslenme, barınma, faturaları ödeyememe durumu ortaya çıkınca, aileyi de bir arada tutmak zorlaşır. Milyonlarca insanı sadakayla ihtiyaçlarını karşılayıp, doyuramazsınız. İdare edin, Tanrı tarafından sınanıyorsunuz olmaz. Bu sözlere karşı şunu diyenler de çıkar; karnını tıka basa doyuranlar, bir eli yağda bir eli balda olanlar hiç tasarrufa gitmiyor ama?

Kocaman bir soru işareti insanların kafasında çıkmamacasına yer etmiş durumda. Temel tüketim maddelerini karşılayamayan insanları nasıl susturacaksın? Dar gelirli aileler açlık, iyi beslenememe, donma, kirasını bile ödeyememe durumuna düşüyor. Kısmanın, tasarrufun ve sabrın da bir sonu var.

ASIL ZORLUĞU KADINLAR ÇEKİYOR

Kadınlar kendi söylemlerine göre bir çıkış yolu arıyor ama bireysel çıkışlarla çözüm olamayacağını da biliyorlar. Bireysel çıkışlar, teke tek söylemler yönetenlerin bir kulağından girip, diğer kulağından çıkıyor. Hep birlikte sorunları dile getirmenin ve çözüm aramanın bilincindeler.

Erkek kadın ayrımı yapmadan, birlikte bu zorluklara hayır deyip, sıkışmışlıktan, çaresizlikten kurtulmaları gerekiyor. Kadınlar evlerde ve toplumsal yaşamda neler olduğunu güzel anlatıyor. Çünkü asıl zorluk çeken, iki kat ezilen onlar.

Kadın toplumsal değişimi zorlarsa, onların önünde hiçbir güç duramaz. Kadınlar, kutsal denilen ailede neler olup bittiğini, nasıl yaşandığını (daha doğrusu yaşanamadığını) fısıltı şeklinde değil, yüksek sesle ilgili ilgisiz herkese duyuruyor.

Kadın Dayanışma Komiteleri, emekçi kadınlarla tek tek konuşarak, onları dinleyerek, bilinçlenmenin, yanlışlıklara hayır demenin adımını atmışlar. İşçi sınıfının öncü kesimleriyle birlikte kadınlar, bütünlüğün bir parçası olarak, birlikte başarabileceklerinin işaretlerini veriyor. Kadın, erkek, gençlik, işsizler birlikte yürüyerek, çoğalarak sorunlarına sahip çıkabilirler. Sorunu bildikten sonra, çözüme doğru adım kolaylaşır.

KADINLARIN SESİNE KULAK VERİLMELİ

Aile bireylerinden olan, en çok etkilenen kesimlerin sesine kulak verilmeli. Kadınların yaşamla ilgili, mutfaktaki yangınla ilgili feryatlar dikkate alınmalı. Özellikle alt kesimlerden olan kadınlar, zorlukların yükünü daha çok çekiyor. Evde istekler karşılanmayınca gerginlik hat safhaya varıyor. Gerginlikler bir süre sonra şiddete yöneliyor. Bunu her gün televizyon haberlerinde görüyoruz. Bunlar ailelerde yaşananlar ama toplumun büyük çoğunluğu bu sarsıntıyı hissediyor, yaşananlardan kaygı duyuyor. Kadın Dayanışma Komiteleri, toplumun ve kadınların yaşadıklarını uğultu olmaktan çıkarıp, herkesin bunları duymasını ve duyarlı olmasını hedeflemiş. Birlikte olduğunda, dayanışma gösterildiğinde, yalnızlık duygusundan kurtulunduğunda çözülmeyecek, anlaşılmayacak sorun yoktur. Yalnız olunmamalı, yalnız yürünmemeli, kadın erkek sesimizi birlikte yükseltirsek başarabiliriz, duygusunu vermek istemişler.

Diğer Yazılar