KENDİNİ YOKTAN VAR EDEN BİR İNSAN

Kardeşlerden en büyüğümüz Osman abim, aramızdan ayrılalı tam dört yıl oldu. Köye gittiğimizde, ona uğramadan duramazdık. Hep söylerdi, “Benim emsaller (yaşıtlarım) dünyadan ayrıldı” derdi.  “Böyle şeyleri fazla düşünme, daha çok yaşayacaksın” derdik. Böyle lâfları duyunca, yüzü gülerdi.

Arkadaşlarını, askerlik anılarını (Abdullah öğretmenle birlikte yapmışlar askerliği) anlatmayı, dayılarından (Hâkim Mehmet Balay, İslâm Enstitüsü Öğretim Görevlisi Sadettin Balay, Resim Öğretmeni Nurullah Balay) söz etmeyi çok severdi. Anlatırken onlardan sevgi ve ilgi gördüğünü anlardık. Kendi hâlinde bir insandı, kimseyi incitmek istemezdi. Hep ölçülü, tartılı ve dengeli olmayı tercih ederdi. Bizim akrabalar için o, güven veren Osman dayıydı.

KENDİNİ YOKTAN VAR EDEN BİR İNSAN

ÖNCE YAŞAR YENGE ARAMIZDAN AYRILDI

Aramızdan ayrılmadan önceki yıllarda rahatsızlandı; onu ayakta tutan, sevgili eşi Yaşar yengeydi. Bir eş olarak ilâçlarını verir, ona göz kulak olur, bu konuda gerekli titizliği gösterirdi. Abim tarlaya, çifte çubuğa gittiğinde, nasıl kaygılandığını biliyoruz. Yaşar yengenin de sağlık sorunları vardı. Yaşamlarının sonlarına doğru ikisi de hep sağlık sorunlarıyla uğraştı.

Yaşar yenge, Osman abiden üç ay önce aramızdan ayrıldı, sonra abim vefat etti. Art arda göçüp gittiler. Onların varlığı, hayatta olması Pekdüz ailesi için, bir güven kaynağıydı. Abimiz, yengemiz var diye sevinir, çat kapı onların evine giderdik. Çünkü diğer büyüklerimiz hayattan kopalı hayli zaman olmuştu.

MİSAFİRLERİ EKSİK OLMAZDI

Hem Osman abim, hem Yaşar yenge konukları, geleni gideni çok severlerdi. Yaşar yenge, rahatsız olmasına karşın, eve gelen konukları, memnun edeceğim diye, çırpınır dururdu. Eve gelen konuklarla çift çubuk, ekim dikim işleri konuşulur; kendilerinin iyi bildiği bu konuyu anlatılırken yüzleri gülerdi. Gelen gidenleri, hiç eksik olmazdı; bundan da hiç yüksünmezlerdi. Çiftçilikle uğraştıklarından, her köylü ailesi gibi onların da hep atları, eşekleri ve inekleri oldu. Bir zaman köpekleri de oldu; otomobilin altında kalıp ölmüş. Kedileri ve tavukları hep olurdu. Kedileri onlarla olmaktan mutluydu; onun kucağına gelir otururlardı. Osman abim onlara sevecen davranır, yiyeceklerini eksik etmez, sevgisiz bırakmazdı. Evinde bulunan hayvanları iyi bakar, onlara gerekli olan ilgiyi gösterirdi. Kedilerin, abimin kucağına sevgiyle atladığını, kaç kez gördüm. Bu ilgi onu mutlu ediyor, gülümsetiyordu.

KENDİNİ YOKTAN VAR EDEN BİR İNSAN

KEDİLERİN KORKUSU

Abim aramızdan ayrıldığında, kedilerin gözlerinde, korku ve kaygı vardı. Önce yenge, sonra abi yaşamdan kopunca, bizim sonumuz ne olacak diye, düşünmüşlerdir herhâlde. Kediler dünyanın en duygusal ve temiz hayvanlarıdır; hemen her şeyi anlarlar. Dikkatle gözlerseniz, onlarda da aynı insanlardaki gibi korku, kaygı ve belirsizlik görürsünüz.

Sağlıklarında Orhan, Feruze, Özcan, Saniye, Cengiz ve ben, onlara mutlaka uğrardık. Onlar herkesi dinlerlerdi. Anlamak, dinlemek, konuşmak insanı rahatlatır, mutlu eder. Şimdi o kapı, ıssız bir şekilde kapalı duruyor. Onlardan sonra Zekiye, kedilere, tavuklara yiyecek vermek için gidip geliyormuş, babasının ve annesinin evine. Kedilerin beslenme sorumluluğunu üstlenmesi, takdire değer.

Osman abiyle en son Garaj Kahvehanesinin önünde, Orhan'ın da olduğu bir anı fotoğrafı çekilmiştik. Bu fotoğraf bizim için, anıları yeniden canlandıracak nitelikte.

Osman abiyi aramızdan ayrılışının dördüncü yıldönümünde, sevgi ve saygıyla anıyoruz. Yattığı yer onu incitmesin; güzel anılarımızda yaşıyor.

Diğer Yazılar