KÜLTÜREL ÇÖLLEŞME
Son yıllarda hem konuşma hem de yazma bozukluklarıyla yüz yüzeyiz. Yanlış söylemler, söylediğinin anlamını bilmeden konuşanlar, epeyce zamandır bizi rahatsız ediyor. Bundan yirmi otuz yıl önce, konuşurken sözcüklere dikkat eder, genellikle yanlış sözler söylemekten kaçınır, doğru konuşmaya ve sözcükleri doğru söylemeye özen gösterirdik.
Şimdi ise çok fazla yanlışlıklar yapıyoruz, konuşurken ve yazarken. Sözcüklerin doğrusunu söylemek için özel çaba gösterenler azaldı. Bu da, insanların birbirleriyle anlaşması açısından düşündürücü. Bir kez yanlışlık yaptık mı, kullandığımız sözcüklere dikkat etmedik mi, yanlışlık devam edip gidiyor. Onun için yanlışlığın biri de bir, bini de bir. Dili doğru ve özenli konuşmak, insanlar arasındaki iletişimi ve anlaşmayı kolaylaştırır. Bunun bilincinde olmak önemli; yanlışlıkları düzeltmek için bir başlangıç olabilir.
TÜRKÇE KELİMELERİ KULLANALIM
Konuşma aralarında noktasında, yani, aynen, anladın mı, tamam mı... gibi tekrarlar konuşmanın akışını bozuyor. Anladın mı sorusunu sık sık tekrarlarsak, konuşmada bu çok sırıtıyor. Aynen yerine katılıyorum, ben de öyle düşünüyorum denilebilir. Ya işimize öyle geliyor ya da diyeceğimizi kestirmeden anlattığımızı sanıyoruz. Bir de okey sözcüğü çok kullanılıyor. Halbuki bu sözcüğün Türkçe anlamını biliyoruz. Bunun dışında Türkçe karşılığı olduğu hâlde, başka sözcükler de kullanıyoruz. Bye bye... diyeceğimize hoşça kalın, diyebiliriz.
DİLİ GÜZEL KULLANMA
Konuşmada ve yazmada yanlışlık, bilgisizliğin ve kültürsüzlüğün birer dışa vurumudur. Bunun birçok nedenleri var. Bir kere okumuyoruz; edebiyat dergileri, gazeteler, şair ve yazarların ürettikleri okunmuyor. Öyle olunca, kullandığımız sözcüklerin anlamının bile ayırdına varamıyoruz. Bu gelinen nokta, kültürel bir çölleşmenin sonucudur. Kültür ve sanata yeterince değer verilmemesi nedeniyle, bunlar göze batar oldu.
Bırakalım sıradan insanları, eğitimli dediğimiz insanlar da aynı yanlışın içinde. Uzunca zamandır kültürün, bilimin ve sanatın etkilerinden uzak tuttuk kendimizi. Toplumsal gelişme bilim, kültür ve sanatın etkisiyle ivme kazanabilir. Bilim, kültür ve sanat sürekli yararlanılması gereken önemli bir yol, yöntem arayışıdır. Bilim, kültür ve sanattan uzaklaşıldığı zaman dili güzel kullanamama durumuna gelebiliriz. Nitekim geldiğimiz yer tam orası.
GÜZEL KONUŞMA VE YAZMA
Güzel konuşma ve yazma kaynaklarından uzaklaşıldı. Eğitim gören her okur yazarın elinin altında sürekli başvurabileceği yardımcı kaynaklar bulunması gerekir. Sözlük, Yazım Kılavuzu, Deyimler Sözlüğü, Atasözleri Sözlüğü gibi yardımcı kaynakların bulunması, zaman zaman bu kaynaklara başvurulması gerekir. Bunların hiçbiri olmuyor; yazılı kaynaklardan yararlanmaz olduk. Sözel anlatım daha etkili olmaya başladı; hâlbuki sözel ve yazılı anlatım arasında bir denge kurulmalıdır.
ZİHİN TEMBELLİĞİ
Eğitimli insanlardan dilekçe bile yazamayanlar oluyor. Hazır internetten soru indirip, öğrencilerin önüne koyanlar bile bulunuyor. Bu kaçamak yollar, bir zihin tembelliğine götürüyor insanları. Bu durum biraz da işin kolayına kaçmak gibi geliyor bize. İnsan kendi yaptığı işte özgün, biricik olmalı. Öğrettiklerinden çok bilmeyenler, karşısındakilere pek bir şey veremez. Dilin kullanımı konusuna nereden girsek, elimizde kalıyor.
KENDİ DİLİMİZE SAYGI GÖSTERMELİYİZ
Bu yanlışlıkları esnaf tabelalarında da görüyoruz. The Berber, Saloon, Ayakkabı Hastanesi, Cep Telefonu hastanesi gibi kullanımları da görüyoruz. Kurallardan uzaklaşıp, dilin kullanımını bozmak gibi geliyor, insana bu görünenler. Dilin kullanılışında kuralsızlığa yöneldik; peki yabancı bir dili öğrenirken, neden o dilin kuralları çerçevesinin dışına çıkmıyoruz? Aynı titizliği kendi dilimiz için de göstermeliyiz. Kendi diline saygı göstermeyen, başka dillere de saygı göstermez.
YABANCI SÖZCÜKLER
Bir zamanlar Arapça ve Farsça'nın etkisiyle bağımsızlığını yitirmişti dilimiz. Şimdi de Batı dilleri olan Fransızca ve İngilizce'nin etkisi altına girdik. İnsanlar Türkçe'nin içine yabancı sözcükleri soktukları zaman, kendilerinin daha bilgili olduklarını sanıyorlar. Yabancı dil öğrenmeye karşı olduğumuz sanılmasın; hem Türkçe, hem de yabancı diller, kurallarıyla doğru öğrenilmeli.
Dilimizin gelişmesi, anlatım olanaklarının artması usta yazarları, şairleri okuyarak olacak. Bu yazarlar okunmadığı zaman, sözcükleri doğru kullanamıyoruz, güzel konuşmanın önemini kavrayamıyoruz. Doğru konuşunca ne olacak, sana ne getirecek deyip, sorunun üstünü örtüyorlar. Toplumsalla bireyselin uyumunu görenlerimiz, gittikçe azalıyor.
Eskiden bir dil titizliği vardı; eğitimli insanlar konuşmalardaki sözcükleri, kullanıştaki yanlışları düzeltirdi; kimse de bundan rahatsız olmazdı. Tam tersine, yanlış anında düzeltildiği için memnun kalınırdı.
EĞİTİMİN GETİRİSİ
O söylediğimiz zamanlarda, eğitimin ve eğitilenlerin bir geleceği vardı. Babalar, " Ceketimi satar, çocuğumu okuturum. " derlerdi. Çocuk okulunu bitirdiğinde, çalışma umudu ve onun bir getirisi vardı. Şimdi ise, bu kadar okudum da ne oldu, diye soruyorlar. Sorularında haksız da değiller. Şimdi gençler, iki üniversite bitirmiş ama işleri yok. Moralleri bozuk, bunalım içindeler. Eğitimin sonucunda, insan karnını doyurabilecek bir iş tutabilmelidir.
Eğitimin getirisi olmadığından veyahut azaldığından diyelim; doğru konuşma, düzgün ve yanlışsız yazma ile kimse ilgili değil; insanların ilgi alanlarının çok gerisine düştü. Geldiğimiz nokta, maalesef kaygı verici. Kültürlü, bilgili, sanat dostu insanlar, azınlıkta kaldı. Kültürel gelişim, toplumsal ilerleme açısından önemliydi eskiden. Önceleri herkes, dili doğru ve yanlışsız kullanmaya özen gösterirdi. TDK (Türk Dil Kurumu)'nun dilimizi geliştirme çabalarına önem veriyor, onlara destek çıkıyorduk. Şimdi dil titizliği gösterecek, böyle bir kurum yok. Dilin gelişmesi, anlatım olanaklarının artması, kişisel çabalarımıza da bağlı.
Bu kültürsüzlükten, bilgisizlikten bizi kurtaracak olan, bilinçli ve öğrenmeye açık gençlerimizdir. Az da olsa dili doğru ve güzel kullanan gençlerimiz var; onlar bu toplumun umudu olmaya devam ediyor.
Diğer Yazılar




