TÜRKÇE'NİN KAPISI
Bir kez gönül yıktınısa
Bu kıldığın namaz değil
Yetmiş iki millet dahi
Elin yüzün yumaz değil
Bir gönülü yaptın ise
Er eteğin tuttun ise
Bir kez hayır ettin ise
Binde bir ise az değil
Yol odur ki doğru vara
Göz odur ki Hakk'ı göre
Er odur alçakta dura
Yüceden bakan göz değil
Erden sana nazar ola
İçin dışın pür nur ola
Beli (evet) kurtulmuştan ola
Şol kişi kim gammaz değil
Yunus bu sözleri çatar
Sanki balı yağa katar
Halka matahların (eşya, mal) satar
Yükü gevherdir tuz değil
YUNUS EMRE

Yaşamı üzerine, uzun yıllar yapılan değişik araştırmalar sonucu, Eskişehir'in Mihalıççık ilçesine bağlı Sarıköy'de doğduğu, Taptuk Emre adlı mutasavvıfın (tasavvuf inancını benimseyerek, kendini Tanrı'ya adamış kimse) tekkesinde yetiştiğinde, birleşilmiştir. Şiirlerinde Şam, Azerbaycan gibi uzak illere gittiği anlaşılmakta; bir süre Konya'da kaldığı, "Mevlânâ Hüdavendigar bize nazar kıldı / Anın görklü nazarı gönlümüz aynasıdır" dizelerinden, çağdaşı Mevlânâ'yla görüştüğü, sohbet sema meclislerinde bulunduğu, kesinlik kazanmaktadır.
Anadolu'da Türk diliyle başlayan yazılı edebiyatın, Sultan Veled, Gülşehri, Aşıkpaşa ile birlikte, ilk temsilcilerinden sayılan Yunus Emre, Risalet-un Nushiye mesnevisinde aruz, divanını meydana getiren hemen bütün şiirlerinde, hece ölçüsünü kullandı; her iki ölçüyle yazarken de, " beylere kapılanan " şairler gibi, bir mutlu azınlık beğenisine kapılarak, halk dilinin zenginliklerinden, uzak düşmedi.
Dilini benimsediği halkın, sorunlarını da benimsedi. Ona kendine inanma, gerçeği kendinde bulma gücünü kazandırmaya, ilgisini yaşama çekmeye çalıştı. Ahmet Hamdi Tanpınar'ın tanımıyla "Türkçe'nin kapısı" oldu. Arap, Acem kültürünün, ulusal kültürümüzü eritmeye çalıştığı, yüzyıllar boyunca gücünden, sağlamlığından hiçbir şey kaybetmedi.
" Ben ayımı yerde gördüm / Ne isterim gökyüzünde / Benim yüzüm yerde gerek. / Bana rahmet yerden yağar " der bir dörtlüğünde.
NOT: Şiir İlhan Başgöz'ün Yunus Emre ve Şükran Kurdakul'un Şair ve Yazarlar Sözlüğü'nden alınmıştır.
Diğer Yazılar




