ŞAŞKINIM ÇÜNKÜ NUR TOPU GİBİ BİR KÜLTÜRÜMÜZ OLDU

İlk Gezi olayları kimine göre ani kimine göre planlı bir şekilde patlak vermişti. Kimine göre iyiydi kimine göre kötü. Ülke için birçok sonuç doğurmuş ve büyük bir gündem haline gelmişti. Aradan geçen yıllar boyunca hükümet bu ilk Gezi olaylarını hem söylemiyle hem de yıllara yaygın hukuki süreçlerle adeta kuşatmış ve tarihe olumsuz bir not, utanılması gereken bir kalkışma olarak yazdırmayı neredeyse başarmıştı. Yani kendisi için çok büyük bir sıkıntı yaratan bir sürecin damgalanması çabalarında en zor bir cephe olan “haklılık/haksızlık algısı” mevziinde epeyce ilerleme kaydetmişti, hem o dönemi yaşayanların hem de yeni pırıl nesillerin zihinlerinde Gezi’yi olumsuzluğa mahkum etmek kızıl elmasına uzanmış da koparmak üzereydi.
Tuhaf !!!
Beni şaşırtan şey de tam burada başlıyor. Bu son hafta ortaya çıkan durum, hükümetin büyük gayretlerle ve çok ciddi bedellere göğüs gererek anlatmayı başardığı ilk Gezi olaylarına dönük tüm olumsuz söylemi yok ettiği gibi, sokak gösterilerini ara ara karşı karşıya kalınan tuhaf veyahut bu aralar sevilen tanımı ile “MARJİNAL” bir durum ya da tavır olmaktan çıkartıp, yerleşik bir ekin yani bir kültür haline getirmiş oldu. İnsanlar tam ilk Gezi olaylarından artık öyle ya da böyle bahsetmeye çekinir hale gelmişken ve ülkede o olaylardan beri hemen hemen hiç ciddi bir sokak hareketi görülmezken, patlak veren ve ülkenin tamamını saran bu durum hükümetin 10 yılı aşkın süredir sarf ettiği tüm gayreti çöpe attı.
Niye böyle bir şey yapıldı ya da oldu, benim ilgi alanım değil. Onu bu durumdan siyasi olarak etkilenen taraflar düşünsünler. Ama şunu görüyorum artık; tam da iktidar ülkeye hak arama yerinin sokak değil mahkemeler veyahut diğer yasal kanallar olduğu fikrini aşılamışken ve tam da insanlar sokağa çıkmanın kendileri için ciddi sonuçları olacağını düşünüp ürkekleşmişken, bu bora kurulan tüm denklemi mahvetti. En olmayacak şartlarda insanlar sokaklara döküldükten sonra artık Türkiye Cumhuriyeti ülkesinde insanların sokağa çıkıp gösteri yapmalarını zihinlerde ve uygulamada engellemenin veyahut sınırlamanın hiçbir yolu, şansı ya da ümidi kalmamıştır.
Özetle; en olmayacak bir siyasi, düşünsel ve yasal iklimde bu durum ortaya çıktıktan sonra, sokak gösterisi kavramı artık Türkiye’nin bir aracı, aygıtı, kültürü, uzvu ve kurumu haline gelmiştir. Bu bugün iktidar partisine karşı sergileniyor olabilir ama gelecekte iktidar olabilecek herhangi başka bir partiye karşı da sergilenecektir. Kültür haline gelmesi derken bunu kast ediyorum. Bu saatten sonra Türk halkı, sosyal demokratı, muhafazakarı, osu busu fark etmeksizin, artık kendisine sokağa çıkmasının gerekli olduğunu düşündürten herhangi bir sorunu saptadığı her durumda ve herhangi bir odağa karşı, sokağa çıkacaktır. Sadece siyasi partilere karşı değil başka bir kuruma ya da uygulamaya karşı da bu tavrı sergileyecektir.
Yorum Sizin
Yani ilk Gezi hareketleri ile tohumları atılan ve uzun yıllar mücadele edilen sokak gösterileri yaklaşımı bu ikinci Gezi hareketleri ile ülkenin NUR TOPU GİBİ BİR EVLADI haline gelmiştir. (Sadece ilk Gezi olayları değil, 1980 öncesindeki sokak hareketleri ile kök bağlantıların olup olmadığı gibi bir konuyu tabi ki bu alanda düşünen ve okuyanlar irdeleyebilirler.)
Peki bu kültür/ekin haline gelme durumu, iyi bir şey midir kötü bir şey mi? Bilmem, siz ne düşünüyorsunuz?
Ya Ben?
Yazım bitti ama horozlar belki merak ediyorlardır, sen ne haldesin gibisinden. Şu son olaylar beni çok üzdü; dağcılığa ara verdim, çokça içiyorum. İsmail Dede Efendi dinleyerek güne huzurla başlıyorum ama akşama doğru The Doors grubundan Tuhaf Günler (1967) albümüne geçiyorum ve grubun vokalcisi Jimbo’nun bir görevli ile (resimde sizler için Türkçeleştirdim) kısacık ünlü söyleşisi çok hoşuma gidiyor.
Esen Kalın.
Diğer Yazılar