HAYALET ŞEHİRLER
Bizler reel sektör temsilcileri olarak şirketlerimizin finansal sağlığını ve rekabet avantajlarını veya dezavantajlarını analiz etmek, stratjik yol haritalarımızı oluşturmak veya revize etmek için belli dönemlerde hem çevresel hem de içsel yapıyı PESTEL Analizi (Political, Economic, Social, Technological, Environmental, Legal) ve SWOT Analizi (Strengths-Güçlü Yönler, Weaknesses-Zayıf Yönler, Opportunities-Fırsatlar, Threats-Tehditler) gibi yöntemlerle irdeleriz. Bu düşünce mantığıyla, ziyaretimizde yer alan tespit ve değerlendirmelerimizde de, Çin’i doğru okumak için, Çin’de oluşan veya muhtemel kırılganlıklara da değinmek istiyorum.
Bunlardan ilkini yaşlanan nüfus olarak önceki kısımlarda ifade etmeye çalıştım. Bir diğer tespitim, açık kaynaklarda da okuduğum hayalet şehirler. Bu ziyaretimizde kara yolunu da sıklıkla kullandığımız için şehirlerde veya şehirlerin büyüyen kesimlerinde başlamış ama yarım kalmış, tamamlanmış ancak oturum başlamamış yüzlerce büyük proje gördük her gittiğimiz yerde. Her birisi kendi içerisinde mahalle gibi olan bu hayalet yapılar iç talep zayıflığının ve gayrimenkulde durgunluğun göstergeleri olarak dikkatimizi çekti.

RİSKLER VE KIRILGANLIKLAR
Bu riskleri ve kırılganlıkları saha gözlemlerimizle de eşleştirince, Çin’in neden kalite, teknoloji ve katma değere yönelmek zorunda olduğunu daha kolay açıklamak da mümkün. Kapasite büyüdükçe fiyat savaşları artıyor. Fiyat savaşları arttıkça kârlılık düşüyor. Kârlılık düştükçe devlet, sektörleri konsolide etmek, zayıf oyuncuları elemek ve güçlüleri teknolojiye zorlamak istiyor. Bu nedenle Çin’in 15’inci Beş Yıllık Planı’nın omurgasını teşkil eden “yüksek kaliteli kalkınma” söylemi yalnızca ideolojik bir slogan değil, kapasite doygunluğunun doğal bir ekonomik sonucu da aslında.
Bu arada, hızlı kentleşme ve gayrimenkul odaklı büyüme politikaları nedeniyle inşa edilen ancak tamamlanamayan veya doluluk oranları çok düşük olan bu devasa projelerin 80 milyon kişiyi barındırabilecek kapasitede olduğunu farklı kaynaklarda okuyunca, saha gözlemlerim daha da yerine oturdu. Diğer taraftan, 2018 yılında ülkemizde yaşanan konut krizinden aldığımız dersler ve almamız gereken tedbirleri de Çin’deki resim üzerinden bir daha okumak gerektiğini düşünüyorum.

SONUÇ VE ÜZERİMİZE DÜŞENLER
Güney Kore ile kısa bir girişten sonra Çin’e dönmek istiyorum. Güney Kore’de ziyaret ettiğimiz SIMTOS Makine ve Teknik Malzeme Fuarı çok hareketli değildi. Seul’da tedarikçi ve müşteri ziyaretlerimizi gerçekleştirdik. Güney Kore, GSYH sıralamasında Türkiye’nin önünde ve genelde ilk 15 ülke arasında. Seul’da düzenli bir şehir alt yapısı, ulaşım ağı, insanların sosyal vakit geçirebilecekleri doğal parklar var ve modern bir başkent. Sakura ağaçlarının çiçek açma dönemi olduğu için, her yerde beyaz çiçekleriyle sakura ağaçlarının güzelliğini gözlemleme imkânımız da oldu. İnsanların da genel anlamda gelir dağılımları homojen bir görüntüde. Yabancılara tanınan vergisiz alışveriş imkanı diğer ülkelerde havalimanlarında tabir-i caiz ise eziyete dönerken, Güney Kore’de neredeyse her mağazada pasaportunuzla doğrudan vergisiz satın alma imkanı bulabiliyorsunuz.

ÖLÇEK, HIZ VE KALİTE
Çin’e tekrar dönelim. Çin’in bugün itibarıyla geldiği noktayı üç kelimede anlatmak en doğrusu: ölçek, hız, kalite. Fakat 2026’nın asıl farkı ve bugünün Çin’ini yarına taşıyacak olan yeni amaç ve bağlamın adı “katma değer”. Çin, ölçeği kurdu; şimdi bu ölçeği teknoloji, kalite, hız, veri, robotik, enerji dönüşümü, müşteri memnuniyeti ve küresel ağ kabiliyetiyle daha yüksek değere dönüştürmeye çalışıyor.
Çin; bizim gördüğümüz resimde ve devlet politikalarında düşük maliyet avantajını bütünüyle kaybetmeden, üretim kabiliyetini uluslararası rekabette güçlü tutabilecek stratejik teknoloji alanlarına doğru taşımaya çalışmakta. Çin bu sektörleri ayrı ayrı değil, birbirini besleyen bir sanayi sistemi olarak görmekte ve bu yıl itibarıyla artık kapasiteye değil, kaliteye, hıza ve inovatif farkla sağlanacak rekabet avantajına ve katma değere odaklanmaktadır. Çok maksatlı dronelar, mobil enerji merkezleri, geliştirilmiş bataryalar, yapay zekâ, 6G, entegre robotik sistemler, yeni malzemeler ve lojistik merkezler ve bütünleşik ulaşım koridorlar üst akılda şekillenen büyük tasarımın parçalarıdır.
Ayrıca; e-ticaret hayatın içinde su içmek gibi olmuş. İnsanlar, yolda, araçta, her yerde sürekli telefonlarıyla meşguller. Trafikte 24 saat hiç durmayan bir kurye trafiğini her yerde görebiliyorsunuz.

SADECE ŞİRKET ÇABASI DEĞİL DEVLET POLİTİKASI
Bu yolculukta Çin’i diğer ülkelerden ayıran tarafın; Çin’in bunu yalnızca şirketlerin bireysel çabasıyla değil, devlet planları, destek ve teşvikleri, şehir politikaları, altyapı yatırımları, fuar organizasyonları, eğitim, finansman, lojistik koridorlar ve uluslararası ilişkilerle birlikte yürütmesinde yattığını değerlendiriyorum.
Saha gözlemlerimiz de bu bütünselliği doğrulamakta. Canton’da gördüğümüz robotlar, drone’lar, kaynak otomasyonları ve metal işleme makineleri; şehirlerde sıklıkla deneyimlediğimiz elektrikli araçlar, gördüğümüz otonom temizlik üniteleri ve araçları, dijital ödeme ve e-ticaret alışkanlıkları; fabrikalarda görülen kapasite, disiplin ve ürün gamı; demiryolu, Çin’in bağımsız olarak geliştirdiği ilk kısa-orta menzilli C909 jet uçağı, havayolu ve lojistik hatlarında görülen bağlantılar hep aynı hikâyeyi anlatmakta: Çin artık yalnızca üretmiyor, üretimin etrafındaki tüm sistemi yeniden tasarlıyor.

Yurt dışında okuyan Çinli öğrencilerin ve araştırmacıların ülkelerine dönüş oranı da her yıl artan bir ivme yakalamış. 2024 yılında yurt dışında okuyan 495.000 Çinli öğrenci ülkesine dönmüş. Bu sayı, 2023 yılına göre 79.400 artış göstermiş ve yıllık bazda %19,1’lik bir büyüme yaratmış. Ayrıca, farklı akreditasyon sistemlerine göre sıralanan dünyanın en iyi 1000 üniversitesinde 244, en iyi 2000 üniversitesinde 360 Çin üniversitesinin yer almasının da Çin’in bu sistem tasarımında ve sürdürülebilir inovasyon başarısında önemli rol oynadığını değerlendiriyorum.
Bununla birlikte Çin’in kırılganlıkları da mevcut. Gayrimenkul zayıflığı, otonom sistemler ve teknoloji ile gelecek vasıfsız işsizlik, aşırı kapasite, fiyat savaşları, enerji bağımlılığı ve jeopolitik kırılganlıklar ciddi tehdit alanları. Çin, bu riskleri yeni sanayi politikaları ile aşmaya ve bunu uzun vadeli planlarla beslemeye çok özel gayret gösteriyor. Bu çerçevede; kapasite doygunluğu Çin’i yüksek kaliteli kalkınmaya; enerji riski Çin’i alternatif tedarik ve lojistik koridorlarına erişmeye; yaşlanan nüfus Çin’i robotik ve yapay zekâya; dış ticaret gerilimi Çin’i yeni pazarlara ve Kuşak-Yol bağlantılarına yönlendirmiş.
Çin’in dünyaya verdiği yeni mesaj, “ölçeği kurduk; şimdi bu ölçeği teknoloji, kalite, hız ve küresel ağ gücüyle katma değere dönüştürüyoruz” mesajıdır.

ÇİN ÖRNEĞİNİ TÜRKİYE’YE KOPYALAYAMAYIZ
Elbette Türkiye için Çin’in ölçeğini kopyalayamayız. Ancak, Çin’in plan disiplininden, bütüncül yaklaşımından, sabrından, hız anlayışından, teknolojiye sahada kullanım alanı açma becerisinden, fuar ve tedarikçi ekosisteminden, lojistik koridor stratejisinden ve kaliteyi sistem meselesi olarak ele almasından çok şey öğrenebiliriz. Türk sanayisi için asıl mesele; Çin’e karşı savunmada kalmak değil; Çin’den öğrenerek küresel rekabette kendi pozisyonumuzu belirlemek ve Çin’e rağmen değil Çin’le beraber neler yapabileceğimizi akıllı tarif etmek olmalıdır.
Türkiye’nin güçlü tarafı; Çin’in erişmekte zorlanacağı müşterilere yakınlığını, mühendislik esnekliğini ve güvenilir ilişki yönetimini daha yüksek operasyonel kaliteyle birleştirebilmesiyle hayat bulacaktır. Ancak bunun için “orta kalite/orta hız/orta disiplin” alanından yani kırmızı okyanustan, kendi ifademle “vasatlık bandı”ndan çıkmak gerekiyor. Türk üreticisi için en tehlikeli alan “ortalama ürün - ortalama hizmet - ortalama teslimat” alanıdır. Çünkü bu alan, Çin’in en hızlı yıkıcı rekabet üretebileceği alandır. Çin’in büyüklüğüne karşı Türkiye’nin pozisyonu, daha büyük fabrikalar yapma üzerine değil; daha uzman, daha hızlı, daha izlenebilir ve daha güvenilir değer zinciri yaratma üzerine kurgulanmalıdır.
Bu kapsamda, naçizane aşağıda ifade ettiğim hususlarda dersimize çalışırsak ülke olarak yarınımıza katkı sunacağını değerlendiriyorum.
Şirketler özelinde;
•Avrupa’ya yakınlık ve hızlı teslimat avantajı sistematik bir satış argümanına dönüştürülmelidir.
•Kendi sektörümden hareketle; nitelikli kaynaklı imalat, yüksek hassasiyette çelik işleme, proje bazlı yüksek mühendislik gerektiren işlere hazırlık seviyemiz yükseltilmelidir.
•Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması (SKDM-CBAM), izlenebilirlik, karbon ayak izi, kalite dokümantasyonu ve AB mevzuatı uyumu rekabet avantajı olarak kullanılmalıdır.
•Müşteri özelinde kârlılık, adam-saat başı ciro/kârlılık ve kapasite tahsisi analizleri düzenli yapılmalıdır.
•Müşteri segmentasyonu, kalite kontrol ve tedarikçi sınıflandırması zorunlu disiplinler haline getirilmelidir.
•Yalın üretim, dijital izlenebilirlik, kit yönetimi, iç lojistik ve robotik uygulamalar her sektörde iş planlarına alınmalıdır.
•Şirketler “Çin’den ne alabilirim?” sorusuna ek olarak “Çin’den ne öğrenebilirim?” sorusunu da kendilerine sormalıdır.
•Çin’i sadece fiyat karşılaştırması yapılan tedarikçi pazarı olarak değil, teknoloji, hız, kalite ve iş modeli benchmark alanı olarak izlenmelidir.
Bakanlıklar, Odalar ve STK’lar özelinde;
(Bu satırlarda bahsettiğim veri setlerinin bir kısmı belki vardır veya belirli zamanlarda ve belirli platformlarda paylaşılıyor da olabilir. Böyle bir durum varsa da, bahse konu çalışmaların daha görünür kılınması ve erişilebilir olması arzu edilen faydayı artıracaktır.)
•Türkiye için bütüncül bir “Çin Strateji Belgesi” hazırlanmalı; ticaret, sanayi, teknoloji, lojistik, yatırım, turizm, tarım ve kültür başlıkları tek çerçevede ele alınmalıdır.
•Çin ithalatı sektörel farklılaşma ile ürün bazlı, marka bazlı ve teknoloji seviyesi ile izlenmelidir. Genel ithalat rakamları artık sağlıklı karar verebilmek ve yol haritasını şekillendirmek için yeterli değildir.
•Çin ile ticaret dengesizliği yalnızca gümrük vergileriyle değil; ihracat kapasitesi, marka stratejisi, hedef sektör seçimi ve karşılıklı yatırım politikalarıyla yönetilmelidir.
•Stratejik sektörlerde kapasite modernizasyonu, teknoloji yatırımı, kalite belgelendirme, ihracat ağları ve dâhilde işleme rejimi daha fazla desteklenmelidir.
•Çin Kuşak ve Yol Girişiminde yer alan Orta Koridor; Faw Limanı-Kalkınma Yolu ve Modern Hicaz hattı ile birlikte değerlendirilmeli, bu projeler yalnızca ulaştırma değil, liman arkası sanayi, gümrük modernizasyonu, demiryolu terminal yatırımı, enerji hattı ve dijital ticaret altyapısı ile “sanayi ve lojistik entegrasyon projesi” gibi ele alınmalıdır.
•Çin’in Avrupa’ya ihracatında Türkiye’nin ara üretim, test, kalite kontrol, montaj, servis ve yeniden ihracat rolü AB’nin korumacı politikaları ve Gümrük Birliği temelince “Made in Europe” kapsamında araştırılmalıdır.
•Mesleki eğitim ve teknik üniversite programları robotik, kaynak otomasyonu, veri analitiği, yapay zekâ destekli üretim planlama, kalite kontrol, ileri malzeme ve enerji verimliliği başlıklarına göre güncellenmelidir.
•Bir Kuşak ve Bir Yol, Büyük Faw Limanı bağlantısı ve modern Hicaz hattı projelerine birbirinden kopuk projeler gibi değil, Türkiye’nin bölgedeki lojistik rolü olarak bakılmalıdır.
•Türkiye, Hainan örneğinden ders alarak serbest bölgeler, liman arkası sanayi alanları, gümrük kolaylıkları, veri akışı ve yatırımcı hizmetleri konusunda daha hızlı ve sade modeller geliştirmelidir.
STK bünyelerinde;
•Sektörel bazda Çin izleme masaları kurulmalıdır: çelik, makine, otomotiv, batarya, enerji ekipmanları, drone, elektronik ve lojistik vb ayrı ayrı izlenmelidir.
•Her yıl Çin, Asya Pasifik, ABD ve Avrupa kıyaslamalı saha raporları hazırlanmalı; bu raporlar strateji dokümanı olarak paylaşılmalıdır.
•Gümrük verisi, navlun verisi ve fiyat endeksleriyle birlikte uygun ücret karşılığında sektörel ihracat istihbarata ulaşma hizmeti verilmelidir.
Diğer Yazılar




