YOLLAR VE KUŞAKLAR
Bu ziyaretimizde Çin’i sadece ziyaret ettiğimiz fabrikalar ve incelediğimiz ürünler üzerinden okumak Mevlana Celaleddin-i Rumi’nin ünlü eseri Mesnevi’deki fil hikâyesini çağrıştırıyor bana. Çin ürün veya sektör değil, geleceği tasarlıyor ve bu yolculuğu bütüncül bir perspektifte, sabırla uçtan uca şekillendiriyor. Burada regülasyonların serbest bölgelerde yeniden tanımlanmasından mal akışına, veriakışından enerji akışına, finansman akışından diplomasi akışına tüm resmi küresel ölçekte ve tarihsel bağlamda değerlendirmek gerekiyor. Kuşak ve Yol Girişimi’ni de bu nedenle yalnızca liman, yol ve demiryolu projesi olarak değil; Çin’in, özellikle küresel ölçekte tek taraflılığın ve korumacılığın yükselişte olduğu bu dönemde, bağlantı kurmak ve bağlantıyı yönetmek için, üretim kapasitesini küresel pazarlara bağlayan çok katmanlı bir etki mimarisi, kuvvet çarpanı olarak görmek “fil”i doğru tarif etmemize de olanak verecek.

TÜRKİYE İÇİN FIRSAT
Kuşak ve Yol Girişimi’ndeki Orta Koridor ülkemiz tarafından doğru hamlelerle ve uzun vadeli bir sanayi politikası ile desteklenirse; Türkiye; Çin, Orta Asya, Kafkasya ve Avrupa arasında sadece transit geçiş ülkesi değil, ara üretim, montaj, kalite kontrol, dağıtım, servis, finansman ve yeniden ihracat merkezi olabilme fırsatı da yakalayacaktır.
Benzer şekilde; Türkiye’nin de dâhil olduğu, yakın coğrafyamızdaki Büyük Faw Limanı/Kalkınma Yolu ve Modern Hicaz Demiryolu projelerini de aynı resimde yorumlamak gerekiyor. Bu iki projeyi doğrudan Çin projesi olarak değerlendirmek çok doğru olmasa da, bu iki proje de Çin’in uluslararası pazarlara daha esnek, daha kısa ve daha düşük riskli koridorlarla ulaşma ihtiyacına hizmet edebilecek yeni bölgesel bağlantı seçenekleri sunması münasebetiyle, ülke olarak bizi küresel oyunun içerisinde kuvvetli tutacaktır.

KALKINMA YOLU PROJESİ
Büyük Faw Limanı ve Kalkınma Yolu Projesi; Basra Körfezi’nden başlayıp Irak içinde yaklaşık 1.200 km kara yolu ve demiryolu ile Türkiye sınırına uzanmayı, oradan da Avrupa’ya bağlanmayı hedefleyen bir lojistik omurgadır. 2024’te Türkiye, Irak, Katar ve BAE arasında mutabakat zaptı imzalanmış; resmî açıklamalarda projenin yaklaşık 17 milyar dolar bütçeyle üç aşamada 2028, 2033 ve 2050 hedeflerine bağlandığı belirtilmiştir.
Modern Hicaz Demiryolu başlığı yalnızca nostaljik bir demiryolu restorasyonu olarak okunmamalıdır. Türkiye, Suriye ve Ürdün hattında atılan adımlar; Akabe Limanı üzerinden Kızıldeniz’e, Türkiye üzerinden Akdeniz, Karadeniz, Ege ve Avrupa’ya açılan yeni bir ulaştırma koridoru fikrini güçlendirmektedir.
Yakın zamanda yaşanan lojistik kazalar, farklı sebeplerle ortaya çıkan terör olayları, bugünlerde de ABD ve İsrail’in İran müdahalesi nedeniyle Kızıldeniz/Süveyş hattında sürekli ortaya çıkan güvenlik riskleri, ilave sigorta ve navlun maliyetleri, Çin’i alternatif kara-deniz kombinasyonlarına daha duyarlı hale getirmektedir. Faw-Kalkınma Yolu bu nedenle Çin’in Kuşak ve Yol Girişiminde resmi olarak yer almasa da Çin’in ulaşım ağıyla uyumlu bir “akış rahatlatma” projesi olarak okunabilir.

Esasen, Reuters haber kanallarında verilen bilgiye göre Büyük Faw Limanı işletmesi için kısa listeye alınan şirketler arasında ChinaMerchants Port Group ve Cosco gibi Çinli oyuncuların da yer alması, Çin’in bu düğüm noktasını ticari olarak yakından izlediğini de göstermektedir. Bahse konu bu kısa listeye kalan şirketlere (ChinaMerchants Port GroupCo., Taiwan Konteyner Gemi Şirketi Evergreen, Fransız Gemi Şirketler Grubu CMA CGM, İtalyan Gemi Şirketi (MSC), Hintli Adani, Philippine merkezli International Container Terminal Services (ICTSI), Cinli Cosco, and BAE konuşlu ABM Global Shipping LLC) baktığımızda konunun küresel güç odakları için de ne denli cazip olduğunu görebilmek mümkün. ABD-İsrail ve İran arasındaki savaş, Körfez, Avrupa ve Asya bağlantılarıyla bu hatları küresel tedarik zinciri kırılmalarına karşı daha da kritik hale getirmiştir.
Modern Hicaz hattı; güçlü Türkiye hedeflerimiz ile doğru yönetilirse ve Umman-Suudi Arabistan-Ürdün-Suriye-Türkiye-Avrupa eksenine dönüşebilirse, Süveyş’e alternatif değilse bile Süveyş’i dengeleyen ikinci bir hareket alanı oluşturabilir.

Bu hatlar; Çin için tedarik zincirini rahatlatan, G7 için de alternatif ve dengeleyici, Türkiye için ise üretim, lojistik ve diplomasi kabiliyetini aynı masada birleştiren projelerdir.
Bu yıl ziyaret etme imkânım olmadı ancak Çin’in ölçekten katma değere evrilme süreciyle doğrudan ilişkili olduğu için kısaca Hainan Serbest Ticaret Limanı’ndan da bahsetmek istiyorum. Bu liman, Çin’in dışa açılma politikasında yeni bir deneme alanı olarak karşımıza çıkıyor. Ada genelinde özel gümrük işleyişine geçileceği; “sıfır gümrük vergisi” kapsamındaki ürün sayısının 6.637’ye ulaştığı ve uluslararası yatırımcılar için yeni fırsatlar doğduğu belirtilmektedir. Mal, sermaye, insan, veri ve hizmet akışını kolaylaştıran düzenlemelerle Çin, kendi iç pazarını dünyaya kontrollü biçimde açarken, aynı zamanda yüksek standartlı uluslararası ticaret kurallarına uyum kabiliyetini de geliştirmektedir.

Bu bakış, Çin’in “ölçekten katma değere geçiş” arayışıyla doğrudan bağlantılıdır. Çin, yalnızca daha fazla üretmek istememekte; üretimin hangi vergi rejimiyle, hangi lojistik kapıdan, hangi yatırımcı güveniyle ve hangi uluslararası standartla dünyaya bağlanacağını da tasarlamaktadır. Hainan, bu anlamda Çin’in gelecekteki dışa açılma modelinin küçük ölçekli fakat stratejik bir prototipi olarak okunmalıdır.
Diğer Yazılar




