DENİZLİ’DE KUMBARA KUYRUĞU

​Yıllarca anlattık, yazdık, çizdik. Küresel ısınma dedik, denizlerde oluşan devasa plastik adalarından bahsettik, doğa nefes alamıyor diye feryat ettik. Kamu spotları yayınlandı, okullarda müfredatlara girildi, dünyayı kurtarmanın bizim elimizde olduğu söylendi. Sonuç? Ne yazık ki koca bir sıfırdı. Ta ki o sihirli formül bulunana kadar: Şişe başına 1 TL.

​İtiraf edelim; yıllardır aşılamayan o erdemli "çevre bilincini" yüreklerimize değil, doğrudan cüzdanlarımıza hitap ederek oluşturabildik. Şimdi Denizli'nin sokaklarında, meydanlarında yürürken o malum manzarayla karşılaşıyoruz. Ellerinde devasa poşetler dolusu plastik şişeyle bekleyen insanlar, geri dönüşüm makinelerinin önünde adeta birer çevre neferine dönüşmüş durumda. Demek ki doğayı korumak için içsel bir uyanışa değil, somut bir teşvike ihtiyacımız varmış. Bu tablo insana hem acı veriyor hem de insan doğasının o pragmatik gerçeğini yüzümüze çarpıyor. Doğa, ancak para ettiğinde kıymete biniyor.

​Gelin görün ki, bu "paralı çevre bilinci" bile altyapı yetersizliğine tosluyor. Geri dönüşüm kumbaralarının önünde uzayan o bitmek bilmeyen kuyrukları siz de görüyorsunuzdur. İnsanlar, günlük 50 şişe limitini doldurup o parayı e-cüzdanlarına aktarabilmek için yaz sıcağında dakikalarca bekliyor. Makine arıza yapıyor, doluyor, hata veriyor; vatandaş elinde poşetiyle kalakalıyor. Uygulamanın fikri güzel, niyet iyi ama kapasite sınıfta kalıyor. Şehrin acilen, çok daha fazla sayıda ve stratejik noktalara konumlandırılmış yeni cihazlara ihtiyacı var. İnsanları, doğru bir iş yaptıkları için eziyet çekerek cezalandırmamalı; aksine bu süreci hızlı ve pürüzsüz hale getirmeliyiz.

​Tüm bu eleştirilerime, uzayan o yorucu kuyruklara ve meselenin tamamen maddi bir zemine oturmasına rağmen... Sonuçtan memnun muyum? Evet, yalan yok, memnunum. Sokaklarımız, parklarımız artık boş pet şişe tarlası değil. O şişeler çöpe veya toprağa değil, bir şekilde ekonomiye ve dönüşüme kazandırılıyor. Doğru eylemi, yanlış motivasyonla da olsa toplu halde yapmaya başladık ve sokağın manzarası değişti.

​Biz vatandaşlar olarak 1 liranın hesabını yapıp kuyruklarda ter dökerken, pet şişe su firmaları bu sistemi adeta bir "zam kalkanı" olarak kullanmaya başladı. Depozito uygulamasının getirdiği maliyetleri bahane ederek, suyun raf fiyatlarına bu sistemin yarattığı yükün çok ötesinde, fahiş zamlar yansıttılar. Uygulama sanki doğayı korumak için değil de, şirketlerin kâr marjlarını sessiz sedasız şişirmesi için çıkarılmış gibi bir tablo var ortada. Çevreye duyarlılık kisvesi altında, en temel yaşam hakkımız olan içme suyunu haksız bir kazanç kapısına dönüştürmek, tek kelimeyle etikten yoksunluktur.

​Doğa bizim, çöpler bizim, kuyruklarda saatlerini harcayan da biziz. Çevreyi korumanın bütün zahmeti ve faturası yine vatandaşa kesilirken; bu işi ranta çevirenlerin, fırsatçılık yapanların vicdanlarına da birer kumbara koysak, acaba içine atacak tek bir şey bulabilir miyiz?

 

Diğer Yazılar