DENİZLİ’DE TEK BİR DAHİ VAR

İstatistiklerin soğuk yüzü bazen bize çarpıcı bir ayna tutar. Psikometrik veriler ve zekanın normal dağılım eğrisi (çan eğrisi) der ki; 180 IQ ve üzeri, yani "ileri derece deha" seviyesi, her 1 milyon kişide sadece bir kez görülür. Denizli’nin nüfus tabelasına baktığımızda o gerçeği görüyoruz: Şu an bu şehirde, kalabalığın içinde yürüyen, bir okul sırasında oturan ya da bir parkta gökyüzünü izleyen tek bir dahi var.

Peki, o çocuk şu an nerede? Bir sınıfta sıkıntıdan kaleminin arkasını mı kemiriyor, yoksa "yaramaz" ya da "uyumsuz" etiketiyle köşesine mi itildi?

Bakmak ile Görmek Arasındaki Uçurum

Çoğu zaman üstün zekayı "her dersi beş olan uslu çocuk" sanıyoruz. Oysa gerçek deha, genellikle bu tanıma sığmaz. Bir dahiyi anlamak için önce "Asenkron Gelişim" kavramını kavramalıyız. Karşınızda kuantum fiziği hakkında makale yazabilecek bir zihin, ancak oyuncağı paylaşılamadığı için ağlayan 5 yaşında bir çocuk bedeni vardır. Zihin ışık hızıyla giderken, duygular ve fiziksel beceriler yaşının ritminde kalır.

Biz bu çocuğu genellikle "uyumsuz", "aşırı hassas" ya da "yaramaz" diye yaftalıyoruz. Dabrowski’nin "aşırı duyarlılıklar" olarak tanımladığı o durum; yani sese, ışığa, haksızlığa karşı gösterilen on kat fazla tepki, aslında o devasa zekanın yan etkisidir. Biz bu derinliği anlayabilecek kapasitede miyiz, yoksa sadece "normale" çekmeye çalışan birer törpü müyüz?

Büyük Yanılgı: "Parlak Zeka" mı, "Üstün Zeka" mı?

Eğitimcilerin ve ebeveynlerin en çok düştüğü tuzak, çalışkan ve başarılı olan "parlak" çocuğu, "üstün zekalı" çocukla karıştırmak. Oysa aralarında dağlar kadar fark var. 115-129 IQ parlak zeka, 130 üstü IQ ise üstün zeka olarak tanımlanıyor.

Okullarımız genellikle "parlak" çocukları sever çünkü onlar sistemin dişlilerine uyum sağlar. Oysa "üstün zekalı" çocuk, konuyu saniyeler içinde anladığı için geri kalan 39 dakikada sıkıntıdan patlar, dikkati dağılır ve çoğu zaman "öğrenme güçlüğü" ya da "disiplin sorunu" etiketi yer. Denizli'nin sokaklarındaki o "tek dahi", muhtemelen şu an takdir belgesi koleksiyonu yapmakla değil, sistemin içinde hayatta kalmaya çalışmakla meşgul.

Denizli’nin Eğitim Kapasitesi: Kağıt Üstünde mi, Sahada mı?

Şehrimizde BİLSEM gibi kıymetli kurumlarımız var. Devletimiz bir sistem kurmuş, öğretmenlerimiz özveriyle çalışıyor. Ancak sistemin kronik sorunları, Denizli’nin yerel gerçekleriyle birleşince tablo grileşiyor.

Çivril’in bir köyünden ya da Acıpayam’ın bir mahallesinden çıkan üstün yetenekli bir çocuğun, haftada birkaç gün saatlerini yollarda harcayarak merkeze gelmesi ne kadar sürdürülebilir? Üstün zeka, okuldan sonra gidilen bir "hobi kursu" değildir; o, her saniye beslenmesi gereken bir açlıktır. Mevcut laboratuvar imkanlarımız, bir dahinin sınırsız merakını doyurmaya yetiyor mu? Yoksa o çocukları, grup hızına mahkum ederek "vasatlığın güvenli limanına" mı çekiyoruz?

Dünya Ne Yapıyor, Biz Ne Yapıyoruz?

Dünya bu çocukları "stratejik kaynak" olarak görüyor. Singapur, dahileri elitist merkezlere kapatmaktan vazgeçti. Onları kendi akranlarından koparmadan, her okulun içinde "zenginleştirilmiş" birer vaha sunuyor. İsrail, en geniş tarama sistemine sahip olsa da müfredatın hantallığıyla boğuşuyor.

Bizim ise hala "zekayı" sadece akademik başarıyla ölçen, sanatı ve yaratıcılığı "ek ders" gören bir anlayışımız var. Denizli’nin sanayi vizyonu, teknoloji üretme iddiası varsa; o "tek dahi"ye sadece bir okul binası değil, bir "ekosistem" sunmak zorundadır.

Peki, Ne Yapmalıyız? (Gerçek Bir Vizyon Reçetesi)

Bu şehirden bir Aziz Sancar çıkarmak istiyorsak;

  1. Hızlandırma Tabusu Yıkılmalı: 10 yaşındaki çocuk lise seviyesindeyse, onu ilkokul sırasında oturtmak ona yapılan bir zulümdür. Esnek sınıf geçme modelleri Denizli’de pilot olarak uygulanmalı.
  2. Üniversite-Sanayi-Eğitim Üçgeni: Pamukkale Üniversitesi’nin kapıları bu çocuklara ardına kadar açılmalı. Bir dahi, 12 yaşında bir profesörün yanında staj yapabilmeli.
  3. Gezici Mentorluk Sistemi: Çocuğu merkeze getiremiyorsak, eğitimi onun yanına götürmeliyiz. Yerel yönetimler, "Mobil Bilim Laboratuvarları" ve uzman mentorlarla ilçelerdeki yetenekleri yerinde beslemeli.
  4. Duygusal Zırh: Bu çocukların en büyük düşmanı yalnızlıktır. Akranlarıyla buluşabilecekleri, "farklı" olmanın suç olmadığı sosyal alanlar inşa edilmeli.

Acı Bir Yüzleşme

Denizli, tekstilin, sanayinin ve tarihin başkenti olabilir. Ancak bir şehrin büyüklüğü, en zayıf halkasına değil, en parlak zekasına sunduğu imkanla ölçülür. Bugün o milyonda bir olasılıktaki dahi çocuk aramızda. Ama biz hala zekayı sınav puanından, eğitimi dört duvardan ibaret sanıyoruz.

Üzülerek söylemeliyim ki; bu hantal yapıyı, bu ulaşım engellerini ve bu "herkes aynı olsun" mantığını henüz aşamadık. Bu altyapıyı henüz hazırlamadığımız için, o dahi çocuğun "bizden biri" olmadığı, bizim gibi düşünmediği ve maalesef bizden biri kalmayacağı kesin.

Diğer Yazılar