DENİZLİ HAZİNENİN ÜSTÜNDE OTURUYOR: KARANLIĞIN PEŞİNDE
Aslında bu haftaki köşe yazımda, Denizli Büyükşehir Belediyesi meclisinde yaşananları yazacaktım. Siyasette, hamasetin çirkin yüzünü bir kez daha gösterdiğini, kalma ve gitme arasındaki ince hesapları, siyasi beka uğruna feda edilenleri, temsiliyette yanlış seçilen isimlerin kısa sürede nelere mal olacağını… Ama yayınımızın sorumlusu değerli büyüğüm Osman Nuri Boyacı en azından bu hafta yazmamam konusunda benimle son derece ikna edici konuştu :)
O nedenle kentimiz için çok daha faydalı olan astroturizm hakkında yazıyorum.
Çünkü hep söylediğim ve kıyasıya mücadelesini verdiğim gibi, ülkemizin ve kentimizin kurtuluşu turizmde yatıyor.
Turizm denildiğinde yıllardır aynı şeyleri konuşuyoruz.
Deniz, kum, güneş…
Oysa dünyanın yeni turisti bazen çok daha basit bir şeyin peşinden binlerce kilometre yol gidiyor:
Karanlığın.
Evet, yanlış okumadınız.
Gerçek karanlığın…
Şehir ışıklarının gökyüzünü turuncuya boyamadığı, Samanyolu’nun çıplak gözle görülebildiği, insanın başını kaldırdığında yüzlerce değil binlerce yıldızla karşılaştığı gecelerin peşinden.
Bunun turizmdeki adı astroturizm ya da gökyüzü gözlem turizmi.
Ve Denizli, belki de farkında olduğumuzdan çok daha değerli bir turizm hazinesinin üzerinde oturuyor.
Geçtiğimiz günlerde Beyağaç Topuklu Yaylası'nda düzenlenen Sandras Ethem Hoca ile Gökyüzü Gözlem Şenliği bunun küçük ama çok önemli bir göstergesiydi. Denizli Büyükşehir Belediyesi ile Beyağaç Belediyesi iş birliğinde gerçekleştirilen organizasyon, Türkiye'nin farklı bölgelerinden gelen binlerce astronomi meraklısını, amatör ve profesyonel gözlemciyi, kampçıları ve doğaseverleri buluşturdu. Prof. Dr. Ethem Derman'ın da yer aldığı etkinliklerde astronomi söyleşileri yapıldı, teleskoplarla gözlemler gerçekleştirildi, Perseid meteor yağmuru izlendi. Topuklu Yaylası birkaç günlüğüne adeta büyük bir açık hava gözlemevine dönüştü.
Ama bence burada asıl konuşmamız gereken, yapılan şenlikten çok bundan sonra ne yapılacağı.
Çünkü Topuklu'daki mesele yılda birkaç günlük bir festivalden çok daha büyük.
Topuklu'nun en büyük sermayesi ormanları, yaylası ya da yüksekliği değil.
Karanlığı.
Bunu küçümsemeyin.
Çünkü dünyada doğal karanlık giderek kayboluyor. Kentler büyüdükçe ışık kirliliği de büyüyor. Samanyolu'nu hayatında hiç görmemiş milyonlarca insan var. DarkSky International tam da bu nedenle doğal gece ortamlarını koruyan parkları, rezervleri ve yerleşimleri uluslararası bir sistemle sertifikalandırıyor. Kuruluşun sertifikalı Karanlık Gökyüzü Yerleri ağı 2025 sonunda 250 noktayı aşmıştı.
Yani artık karanlık da korunması gereken bir doğal kaynak.
Ve aynı zamanda satılabilir bir turizm deneyimi.
Amerika'nın Utah eyaleti bunun en güzel örneklerinden biri. Utah turizmi karanlık gökyüzünü açık biçimde bir turizm ürünü olarak pazarlıyor. Karanlık gökyüzü parkları için rotalar hazırlanıyor, gözlem programları düzenleniyor, ziyaretçinin gece bölgede kalması teşvik ediliyor. Utah Turizm Ofisi'nin kullandığı gerekçe özellikle dikkat çekici: Astroturizm ziyaretçinin gece konaklamasını sağlıyor ve turist hareketini büyük merkezlerden kırsal bölgelere yayıyor.
İşte Beyağaç açısından önemli olan tam da bu.
Pamukkale'ye gelen turist gündüz geliyor, geziyor ve çoğu zaman yoluna devam ediyor.
Gökyüzü turisti ise geceyi satın alıyor.
Konaklamak zorunda.
Akşam yemeği yiyecek.
Sabah kahvaltı yapacak.
Rehbere ihtiyaç duyacak.
Belki teleskop kiralayacak.
Astrofotoğraf eğitimi alacak.
Kamp yapacak ya da glampingde kalacak.
Ertesi gün çevrede başka bir geziye katılacak.
Bir başka deyişle gökyüzü turizmi yalnızca yıldız seyrettirme işi değildir; kırsalda gece ekonomisi yaratma işidir.
Şili bunu yıllardır yapıyor. Atacama Çölü yalnızca profesyonel astronomların dev teleskoplarının bulunduğu bir bölge değil, aynı zamanda dünyanın önemli astroturizm destinasyonlarından biri. Turistler rehberler eşliğinde teleskoplarla gözlem yapıyor, astrofotoğraf turlarına katılıyor, yıldızları öğreniyor ve bazı programlarda And kültürlerinin gökyüzüne ilişkin binlerce yıllık anlatılarıyla tanışıyor. Yani Şili teleskobu kültürle birleştiriyor.
Yeni Zelanda'daki Takapō-Tekapo bölgesinde ise Aoraki Mackenzie Karanlık Gökyüzü Rezervi çevresindeki deneyim yalnızca "gelin yıldızlara bakın" şeklinde sunulmuyor. Profesyonel gözlem programları, Mt John Gözlemevi ziyaretleri ve Māori halkının geleneksel astronomi bilgisini anlatan deneyimler aynı turizm paketinin parçası haline getiriliyor.
Bize düşen de aynısını kopyalamak değil, Topuklu'nun kendi hikâyesini yaratmak.
Üstelik bunun için elimizde ciddi bir başlangıç var.
Pamukkale Üniversitesi'nden Prof. Dr. Serkan Bertan'ın Topuklu'da 2022-2025 yılları arasında yapılan etkinliklere ilişkin araştırmasında, katılımcıların gökyüzü gözlemini klasik turizmden farklı ve özel bir deneyim olarak değerlendirdikleri, astroturizmin Denizli'nin tanıtımına ve kırsal kalkınmaya katkı sağlayacağını düşündükleri ortaya konmuş. Araştırmada Topuklu'nun uluslararası standartlarda Karanlık Gökyüzü Parkı olabilmesi için gözlem alanları, teleskop ve astrofotoğrafçılık bölgeleri, gözlemevi, yönetim merkezi, otopark, kamp ve karavan düzenlemeleri, glamping tesisleri ve uluslararası tanıtım altyapısı gibi somut öneriler de sıralanıyor.
Bence mesele tam olarak burada başlıyor.
Topuklu'da bundan sonra amaç yalnızca "seneye şenliği daha kalabalık yapalım" olmamalı.
Hatta gereğinden fazla kalabalık, bu turizm biçiminin düşmanı bile olabilir.
Çünkü gökyüzü gözlem turizminin temel şartı sessizlik ve karanlık. Kontrolsüz araç farları, projektörler, yanlış aydınlatmalar ve aşırı yapılaşma birkaç yıl içerisinde bugün para harcayarak oluşturmaya çalıştığımız turizm değerini yok edebilir. DarkSky International'ın sorumlu astroturizm ilkeleri de aydınlatmanın gerekli yerde, düşük seviyede, kontrollü ve sıcak renkli kullanılmasını; turizmin doğal gece ortamına zarar vermeden geliştirilmesini özellikle vurguluyor.
Bu nedenle Topuklu için yapılacak en önemli yatırım belki de yeni ışıklar dikmek değil, hangi ışıkların asla dikilmeyeceğini belirlemek.
Ardından uluslararası Karanlık Gökyüzü Parkı sertifikasyonu hedeflenmeli.
Kalıcı bir astronomi ve ziyaretçi merkezi kurulmalı.
Beyağaçlı gençlerden gökyüzü rehberleri yetiştirilmeli.
Astrofotoğraf kampları düzenlenmeli.
Yeniay dönemlerine göre aylık gözlem takvimi hazırlanmalı.
Meteor yağmurları, gezegen gözlemleri ve önemli gök olayları için yıl boyunca küçük ölçekli programlar yapılmalı.
Konaklama tarafında doğayı bozmayan butik kamp ve glamping tesisleri geliştirilmeli.
Ve en önemlisi, gökyüzü Beyağaç'ın diğer değerlerinden koparılmamalı. Yöresel yemek, sipsi, dokumacılık, doğa yürüyüşleri, Kartal Gölü, Karagöl ve Anıt Karaçam Ormanları aynı turizm hikâyesinin içine yerleştirilmeli. Prof. Dr. Bertan'ın çalışmasında da tam olarak bu bütünleşmeye dikkat çekiliyor.
O zaman ortaya dört günlük bir şenlik değil, 365 günlük bir destinasyon çıkar.
Hatta Denizli'nin uluslararası tanıtımında kullanılabilecek çok güçlü bir hikâyemiz olabilir.
Ben olsam bunu iki cümleyle anlatırdım:
Gündüz Pamukkale'yi gör.
Gece Topuklu'da gökyüzünü.
Çünkü Denizli'nin elinde dünyanın zaten tanıdığı olağanüstü bir beyazlık var: Pamukkale.
Şimdi onun yanına dünyanın giderek daha fazla aradığı olağanüstü bir karanlığı koyabiliriz.
Pamukkale Denizli'nin beyazıysa, Topuklu gecenin siyahı olabilir.
Ve bazen bir şehrin en parlak fırsatı, gerçekten de en karanlık yerinde saklıdır.
Diğer Yazılar




