DÜNYANIN EN BÜYÜK BEKLEME SALONU; DENİZLİ
Denizli'nin o telaşlı sabahlarında, Bayramyeri’nin kalabalığında ya da tekstil atölyelerinden yükselen o tanıdık makine sesleri arasında yanınızdan sessizce geçip giden o gözleri hiç fark ettiniz mi? O bakışlarda sadece bir yabancının ürkekliği değil; koca bir vatanın enkazı, yarım kalmış şiirler ve idamlardan kaçırılmış yorgun hayatlar saklı. Bizim "komşu" dediğimiz, Denizli’yi dünyanın en büyük, en hüzünlü "bekleme salonu" belleyen İranlı dostlarımızdan bahsediyorum.
Ancak bugün o bekleme salonunun pencereleri, dışarıdaki karanlık bir fırtınanın soğuğuyla titriyor. 28 Şubat 2026’da başlayan o korkunç askeri operasyon, sadece sınırın ötesini değil, doğrudan bizim sokaklarımızı, soframızı ve Denizli’nin yarınını tehdit ediyor. Ali Hamaney’in ölümüyle sarsılan ve rejimin çöküşüne doğru sürüklenen o kadim topraklar, şimdi üzerimize devasa bir belirsizlik dalgası olarak devrilmek üzere.
Denizli’nin Ruhu Tehdit Altında mı?
Burada asıl sancı, sadece ekonomik bir yük değil; Denizli’nin o bildiğimiz, alışık olduğumuz demografik yüzünün bir daha geri dönmemek üzere değişme riskidir. Biz yıllarca bu şehirde; mahallemizdeki bakkalıyla, Çınar’daki esnafıyla, düğünümüzdeki zeybeğiyle bir "biz" olduk. Şimdi ise kapımızda, Suriye trajedisinden çok daha karmaşık bir göç dalgasının ayak sesleri var. Van sınırına yığılan sadece çaresiz insanlar değil; aynı zamanda bizim şehrimizin sosyal dokusunu, kültürel genetiğini ve o güven dolu huzurunu sarsacak bir belirsizlik yığınıdır. Enerji fiyatlarının, kesilen doğal gazın ve ağır enflasyonun gölgesinde; Denizli’nin o emekle örülmüş yapısının bu yükün altında ezilip tanınmaz hale gelmesinden korkuyoruz.
Kendi memleketimizde yabancılaşma korkusuyla, sığınacak bir liman arayanların trajedisi arasında sıkışıp kaldık.
Nevruz Halaylarından Uykusuz Gecelere
Oysa bu insanlar buraya sadece bir "durak" diye gelmişlerdi. Kimi inancı, kimi siyasi duruşu, kimi sadece özgürce sevmek istediği için hayatını bir valize sığdırmıştı. Şimdi ise geride bıraktıkları evleri füzelerle dövülürken, Denizli’nin ara sokaklarındaki tekstil atölyelerinde en ucuz iş gücü olarak ter döken bu "görünmez misafirler", telefon ekranlarından gelecek tek bir ölüm haberine kilitlenmiş durumdalar. Eskiden Nevruz’da omuz omuza kurulan o neşeli halayların yerini, şimdi Telegram gruplarında paylaşılan acı haberler ve "Sıra kimin ailesinde?" korkusu aldı.
Bir dahaki sefere yolda Farsça konuşan, başı önünde birini gördüğünüzde; onun sadece bir "yabancı" olmadığını hatırlayın. O; vatanı bombalanırken ruhu orada can veren, ama bedeni Denizli’nin ayazında ayakta kalmaya çalışan bir "mecburdur".
Savaş tamtamları çalarken kalplerimizi birleştirmek, belki de Denizli’nin o her şeye rağmen koruduğumuz kadim komşuluk ruhunu kurtaracak tek panzehirdir. Çünkü biliyoruz ki; bir şehrin demografisi sadece rakamlarla değil, o şehirde yaşayanların birbirinin acısına duyduğu hürmetle korunur.
Diğer Yazılar




