FTM’YE KIZMADAN ÖNCE AYNAYA BAK!

Her yıl bu ülkede binlerce insan trafikte ölüyor. Binlerce. Çocuklar, anneler, babalar, daha hayatının baharındaki gençler... Sabah evden çıkıp bir daha dönmeyenlerin sayısı, savaş bilançolarını aratmıyor. Ve bu ölümlerin büyük çoğunluğu kaçınılmaz kazalardan değil, önlenebilir aptallıklardan kaynaklanıyor: Kırmızı ışıkta geçen biri. Telefonla mesaj atan bir sürücü. "Bana bir şey olmaz" diyen bir kibir.

İşte tam da bu tabloda, eline bir tutanak ulaştığında ilk işin öfkelenmek oluyor. Fahri trafik müfettişine sövüyorsun, sosyal medyada veryansın ediyorsun, "para tuzağı" diye söyleniyorsun. Ama bir saniye dur. Çünkü kızdığın o insan, senin yapmadığın bir şeyi yapıyor: Yola, senin umursamadığın kadar değer veriyor.

Önce şu yalanı çürütelim

Etrafta dolaşan en büyük yalan şu: "Fahri müfettişler keyfine göre ceza yazıyor." Yanlış. Hem de tamamen yanlış.

Fahri trafik müfettişlerinin ceza kesme yetkisi yoktur. Aracını durduramazlar, seninle muhatap olamazlar, belgeni soramazlar. Tek yaptıkları, gördükleri ihlali, yerini, zamanını, plakayı ve çoğu zaman fotoğraf ya da video deliliyle birlikte kayıt altına alıp elektronik sistemden Trafik Denetleme Şube Müdürlüğü'ne göndermek. O kadar.

Cezaya karar veren onlar değil, tutanağı ve delili inceleyen yetkili trafik polisi. Polis "evet, bu ihlal gerçekten yapılmış" demedikçe o kâğıt idari para cezasına dönüşmez. Yani kızdığın ceza, aslında bir devlet görevlisinin onayından geçti. Fahri müfettiş sadece, o anda orada olamayan polisin gözü oldu. Sen kuralı çiğnerken "nasılsa kimse görmüyor" diye düşündüğün o anda, biri seni gördü. Ve iyi ki gördü.

Bu insanlar kim, biliyor musun?

Sövdüğün o "fahri müfettiş" kim, gel tanışalım.

Maaş almıyor, hiçbir karşılık beklemiyor. Bu görev tamamen gönüllü ve ücretsiz. Üstelik herkes de olamıyor: En az 40 yaşında olacaksın, en az yüksekokul mezunu olacaksın, en az 10 yıllık ehliyetin olacak. Yani direksiyonda pişmiş, hayatı görmüş, olgunlaşmış insanlardan bahsediyoruz. 2024'teki düzenlemeyle artık eğitimden geçmeden kimlik bile alamıyorlar; yılda en az iki kez de eğitim ve değerlendirme toplantısına katılmak zorundalar.

Şimdi düşün. Bu insan, kendi vaktini, kendi gözünü, kendi vicdanını ortaya koyuyor. Bunun karşılığında ne alıyor? Hakaret. Küfür. "İspiyoncu" muamelesi. Bu ülkenin garip bir çelişkisi: Kuralı çiğneyene değil, kuralı hatırlatan adama kızıyoruz.

Neye "ceza" yazılıyor, farkında mısın?

Bak bu müfettişler hangi ihlalleri tespit ediyor: Kırmızı ışık ihlali. Tehlikeli şerit değiştirme. Seyir halinde telefon kullanmak. Ters yöne girmek. Emniyet kemeri ve can güvenliğini doğrudan ilgilendiren kurallar.

Bu listenin neresi para tuzağı? Hangisi haksızlık? Bunların hepsi, bir ailenin sofrasında bir sandalyeyi boş bırakabilecek davranışlar. Kırmızı ışıkta geçtiğin o kavşakta belki bir çocuk yola çıkacaktı. Mesaj atarken kafanı kaldırmadığın o iki saniyede belki önündeki araç ani fren yapacaktı. Müfettiş bunu gördüğünde sana değil, sebep olabileceğin felakete kızıyor.

Şunu net söyleyeyim: Eğer sana ceza kesildiyse, kural ihlali yaptın demektir. Bu kadar basit. Çünkü kurala uyana tutanak düzenlenemez. Dünyanın bütün müfettişleri yanı başında dursa, sen kurala uyduğun sürece kılına dokunamazlar. Yani o öfkeyi yöneltmen gereken yer dışarısı değil, direksiyon başındaki kendinsin.

Denizli'nin sayıları

Gelelim Denizli’ye. Yasaya göre bir kentteki fahri müfettiş sayısı, o kentteki kayıtlı motorlu araç sayısının binde 2'sini geçemez. Bu bir tavan.

Denizli'de yaklaşık 600 bin kayıtlı araç var. Basit hesapla bu, 2.000 fahri müfettiş demek. İki bin gönüllü. İki bin çift göz. Şimdi bu şehirde her gün kaç kez kırmızı ışık çiğneniyor, kaç kez ölümüne sollama yapılıyor, kaç sürücü direksiyonda telefonla oynuyor bir düşün. Bu iki bin kişilik potansiyel, o pervasızlığın karşısındaki en ucuz, en gönüllü, en vicdanlı set.

Ama biliyor musun, asıl mesele kesilen ceza bile değil. Asıl mesele, sürücünün bir an için "acaba beni gören var mı?" diye düşünmesi. O bir saniyelik tereddüt bile, çiğnenmeyen bir ışık, takılan bir kemer, kurtulan bir can demek. Caydırıcılık dediğimiz şey budur işte.

Kızacağına utan!

Sözü dolandırmayacağım. Bir tutanak eline ulaştığında öfkeleneceğine, o ihlali neden yaptığını düşün. Kırmızıda geçtiysen, telefonla oynadıysan, şeridi tehlikeyle değiştirdiysen, o ceza sana bağırıyor: "Bugün kimseyi öldürmedin ama az kalsın…"

Fahri müfettiş, belki yıllar önce trafikte birini kaybetmiş biridir. Belki bir kazanın ortasında kalmış, o görüntüyü hiç unutamamıştır. Belki de sadece, senin umursamadığın hayatları umursayacak kadar vicdan sahibidir. Ona kızmak, "dur, dikkat et" diyen elin sahibine yumruk atmaktır.

Son söz, açık ve net!

Trafik kimsenin tek başına sahibi olduğu bir yer değil. O yolu çocuklarla, yaşlılarla, yayalarla, başka ailelerle paylaşıyoruz. Fahri trafik müfettişleri ne maaş alır, ne teşekkür bekler. Tek istedikleri, akşam herkesin evine sağ salim dönmesi.

O yüzden bir dahaki sefere fahri müfettişe söverken bir saniye düşün: Belki de hiç tanımadığın o insan, seni senden koruyor. Ve şunu kafana yaz: Kurala uyan sürücü için fahri müfettiş bir tehdit değildir. Sadece, aynı yolu güvenle paylaştığı, sessiz ama uyanık bir yol arkadaşıdır.

Öfkeni cezaya değil, o cezaya sebep olan alışkanlığına sakla. Çünkü asıl tehlike, dışarıdaki müfettiş değil; içindeki "bana bir şey olmaz" diyen sürücüdür.

“Tüm bunları niye yazıyorsun, yoksa sen de mi…?” diye düşünenler olabilir ama; canım onu söyleyemiyoruz ya ????

Herkese kazasız belasız bir gün dilerim…

 

Diğer Yazılar