GÖLGELERİN GÜCÜ ADINA!
Denizli Büyükşehir Belediye Meclisi'nde kent merkezinin yayalaştırılması konuşulurken Başkan Bülent Nuri Çavuşoğlu'nun sözü döndü dolaştı, Gazi Bulvarı'ndaki palmiyelere geldi. Yeterince gölge vermediklerini, bu yüzden Çınar-Bayramyeri aksının yürünebilir bir güzergâh olmaktan uzak kaldığını söyledi. Aslında bu, Denizli'nin ezbere bildiği bir tartışma. 1999-2004 yılları arasında başkanlık yapan Ali Aygören de aynı gerekçeyle aynı öneriyi getirmiş, o dönem gelen tepkiler üzerine geri adım atmak zorunda kalmıştı. 25 yıl sonra tartışma, neredeyse aynı cümlelerle yeniden masada.
Ben bu konuda Çavuşoğlu'na hak veriyorum. Ama bunu söylerken palmiyelerin kaldırılmasına karşı çıkanları da "yanlış düşünenler" kategorisine koymuyorum. Çünkü onların da haklı olduğu bir nokta var; bu ağaçlar Denizli'de altmış yılı aşkın bir hafızanın parçası. 1963-1968 arasında belediye başkanlığı yapan Mehmet Candoğan döneminde dikilen bu palmiyeler, kuşaklar boyu Denizlililerin çocukluk fotoğraflarında yer aldı. Biri "Gazi Bulvarı" dediğinde herkesin gözünün önüne aynı silüet geliyor: boydan boya uzanan palmiye sırası. Bu, mimari bir detay değil, artık bir kent hafızası. Buna saygı duymamak elde değil.
Ama şehir bir müze değildir. Şehir, içinde yaşayan insan için vardır. Temmuz ayında öğle sıcağında Çınar'dan Bayramyeri'ne yürüyemiyorsanız, orada estetik bir tercih meselesinden çok daha ciddi bir şehircilik problemi var demektir. Palmiye fotoğrafta güzel duruyor olabilir; oradan geçen turist onunla hatıra fotoğrafı çekilebilir. Ama insan, bir ağacın altında oturabilmek, terlemeden yürüyebilmek için de o ağaca ihtiyaç duyar. Palmiyenin ince gövdesi ve yukarıda toplanan yaprak tacı, tam da bu işlevi görmüyor. Çavuşoğlu'nun "ne gölgesi var, ne hayrı, ne hasenatı var" sözü kabaca söylenmiş olabilir ama teknik olarak haksız değil.
Üstelik mesele sadece bir ağaç türü tartışması değil. Belediyenin son dönemde Çamlık Bulvarı'nda hayata geçirdiği ve büyük ilgi gören araçsızlaştırma uygulamasının benzerini Gazi Bulvarı için de gündeme getirdiğini biliyoruz. Yani konuşulan, sadece "palmiye kalsın mı kesilsin mi" değil; Gazi Bulvarı'nı gerçekten yayalar için yaşanabilir bir aksa dönüştürüp dönüştüremeyeceğimiz. Çınar'la Bayramyeri'ni yeniden birbirine bağlamaktan söz ediyorsak, insanı o caddeye geri çağıracak bir sebep yaratmamız gerekiyor. Bu sebep de gölgeyle, yeşille, oturma alanlarıyla, rahat yürünebilir kaldırımlarla mümkün.
Ben olsam bütün palmiyeleri bir gecede kesip atmazdım. Bırakın büyükşehri, hiçbir belediye böyle bir kararı gece yarısı operasyonuyla almamalı; 25 yıl önce yaşanan tepki bunun bedelini zaten göstermişti. İlk etapta aralara her mevsim yeşil kalabilen ağaçlar dikilebilir. Mesela bunun için en uygun tür Pırnal meşesi olabilir. Palmiyelerin aralarına dikilir, böylelikle kent hafızasını temsil edecek bir bölümü korunur. Aşağıdaki gibi olsa buna kim hayır diyebilir?

Taşınabilecek olanlar başka meydanlarda, başka noktalarda yeniden değerlendirilmeli; belki bir "palmiye meydanı" bile kurulabilir, nostaljiye ayrılmış bir köşe olarak. Ama ana yürüyüş aksında, Denizli ikliminin sert yaz sıcağına dayanabilecek, geniş taç yapan, gerçek gölge veren güçlü bir ağaç dokusu kurmak zorundayız. Çünkü nostaljiye saygı duymakla şehri nostaljiye teslim etmek aynı şey değil.
Gazi Bulvarı'nın simgesi bugüne kadar kimine göre palmiye oldu. Ama bir şehrin gerçek simgesi, o şehirde yaşayan insandır. İnsan o caddede yürüyemiyorsa, oturamıyorsa, yazın sıcaktan kaçıp başka güzergâhlar arıyorsa, orada değiştirilmesi gereken bir şey var demektir. Palmiyeye kıymamak adına insanı o bulvardan uzaklaştırmaya devam edemeyiz. Asıl korumamız gereken hafıza, insanların o caddede yürüyebildiği günlerin hafızasıdır.
Diğer Yazılar




