GÖRÜNMEYEN KADINLARIN 8 MART’I
Bugün 8 Mart Dünya Kadınlar Günü. Denizli sokaklarında yürürken vitrinleri süsleyen karanfilleri, meydanlarda yankılanan eşitlik sloganlarını duyuyorum. Beraberce madalyonun görünmeyen yüzüne, o parlak ışıkların aydınlatmadığı karanlık köşelere bakalım.
Dünyanın en güzel kızının babası olarak, kadın haklarına ve adalete çok daha hassas bir pencereden bakıyorum. Onun adımlarını atacağı dünyanın adil olmasını dilerken, adımları dört duvar arasına sıkışmış kadınları ve çocukları düşünmeden edemiyorum. Üstelik bu kez elimde sadece duygular değil, gerçeğin buz gibi yüzüne çarpan istatistikler var.
Gelin o süslü kutlama mesajlarını bir kenara bırakıp, Avrupa Konseyi ülkeleri arasında mahpus sayısında ilk sırada yer aldığımız gerçeğiyle yüzleşelim. Ekim 2025 verilerine göre Türkiye'de 402 hapishanenin toplam kapasitesi 304.964 iken, hapishane nüfusu kapasiteyi 100 binin üzerinde aşmış durumdaydı. Ekim ayında 63.258'i tutuklu, 357.646'sı hükümlü olmak üzere toplam sayı 420.904'e ulaşmıştı.
Daha birkaç gün öncesine, 2 Mart 2026 tarihine ait tablolara baktığımızda ise karşımıza çıkan gerçekler çok daha çarpıcı. Açık ve kapalı ceza infaz kurumlarında toplam 412.991 kişi bulunuyor. Bu devasa kalabalığın içinde 19.728 kadın var. Kapalı kurumlarda 14.786, açık kurumlarda ise 4.942 kadın mahpus yaşam mücadelesi veriyor. On dokuz bin yedi yüz yirmi sekiz hayat...
Dahası, toplam 4.524 çocuk da bu demir parmaklıkların ardında nefes almaya çalışıyor. Ekim 2025 verilerine göre 12-18 yaş arası çocuk sayısının büyük kısmını erkekler oluştursa da içlerinde 187 kız çocuğu bulunuyordu.
İşte tam bu noktada, kürsülerde pek dile getirilmeyen Bangkok Kuralları devreye giriyor.
Hapishaneler; mimarisiyle, katı kurallarıyla, gri rengiyle "sağlıklı, yetişkin erkekler" (toplamda 388.739 erkek mahpus) düşünülerek tasarlanmış soğuk yapılardır. Oysa Bangkok Kuralları çok insani bir gerçeği haykırır: Kadınların biyolojik ve sosyal ihtiyaçları farklıdır ve adaleti sağlamak istiyorsanız, infaz sistemini buna göre şekillendirmek zorundasınız.
Yanında küçücük bebeğiyle hapse girmek zorunda kalan, kapasitenin çok üstünde dolu olan o koğuşlarda annelik yapmaya çalışan bir kadını düşünün. Bangkok Kuralları der ki; o çocuk hapishane avlusunun grisine değil, bir kreşin renklerine layıktır. Regl olmak bir suç veya lüks değilken, o 19.728 kadının en temel hijyen ürünlerine ücretsiz ve kolay ulaşımı bir insan hakları meselesidir.
Bugün dışarıda kadınların gücünü kutlarken; içeride çıplak arama adı altında beden bütünlüğü zedelenen, sırf kanunlardaki çifte standartlar yüzünden bebeğiyle o soğuk koğuşlara giren anneleri yok sayamayız. Bangkok Kuralları, bir lütuf değil; sistemin ağırlıklı olarak erkekler için kurulduğu bir düzende, terazinin kefesini insan onurundan yana eşitleme çabasıdır.
Eğer bugün 8 Mart’ı hakkıyla anacaksak, kutlamaları yüksek duvarların ardına da taşımak zorundayız. Çünkü bir insanı özgürlüğünden mahrum bırakmak yeterince ağır bir cezadır; onu insan onurundan mahrum bırakmaya hakkımız yok.




