PİJAMALILAR VE ŞEMSİYELİLER

Denizli’de gökyüzü kurşuniydi. Meteoroloji günlerdir uyarıyordu; yağmur, çamur, soğuk... Siyasetin matematiğine göre, böyle havalarda meydanlar boş kalır, mitingler "sönük" geçer.

Bir gazeteci olarak o meydana baktığımda gördüğüm ilk şey, bu matematiğin çökmüş olduğuydu. CHP Lideri Özgür Özel, "Millet yaşta, genel başkan kuruda olmaz" diyerek otobüsü meydana çektiğinde, karşısında sadece bir parti kitlesi değil, bir "inat" vardı.

Özel, konuşmasının finalinde literatüre ilginç bir metafor kazandırdı: "Pijamalılar."

Meydanda sırılsıklam olanlara "Şemsiyeliler" diyerek selam dururken, evde oturup gelişmeleri konfor alanından izleyenlere, yani "Pijamalılara" sitem etti. "Kumandayı bırak, pijamayı çıkar, mücadeleye koş" dedi.

Her ne kadar aynı siyasi görüşe sahip olsam da, bir gazeteci olarak siyasi söylemlere mesafeli yaklaşırım. Her sözü tartar, arkasındaki niyete bakarım. Ancak eğri oturup doğru konuşalım; Özel, bu tespitinde yerden göğe kadar haklı.

Buradaki haklılık, siyasi bir taraf olmakla ilgili değil; sosyolojik bir gerçeği yüzümüze vurmasıyla ilgili.

Bizim meslekte çok sık rastladığımız bir profil var: "Endişeli ama eylemsizler." Ülkedeki ekonomik yangından, adaletsizlikten, liyakatsizlikten en çok şikayet eden, sosyal medyada en sert eleştirileri yapan ama iş "irade beyan etmeye" gelince konforundan ödün vermeyen bir kitle bu.

Özel’in "Pijamalılar" benzetmesi, işte bu "konforlu suskunluğa" batırılmış bir iğneydi.

Meydandaki o kalabalığı analiz ettiğinizde, Özel'in neden haklı olduğunu daha iyi anlıyorsunuz. O yağmurun altında bekleyen emekli amca, evinde sıcak çayı olmadığı için orada değildi. O çiftçi, tarlasında işi olmadığı için gelmemişti. Bıçak kemiğe dayandığı için, "artık yeter" demek için oradaydılar. 

Evdeki "Pijamalı" ise hala "sıranın kendisine gelmesini" bekliyor olabilir mi? Özel'in en kritik uyarısı bence buradaydı: "Sakın sıranın size gelmesini beklemeyin."

Gazeteci olarak notumu düşüyorum: Bu uyarı, partiler üstü bir hakikattir. Bugün 19 bin lira maaşla geçinemeyen emeklinin sesi, senin evinin duvarlarını aşıp içeri girmiyorsa; yarın senin alım gücün eridiğinde, senin çocuğun mülakatta elendiğinde, senin kapın çalındığında... 

Demokrasi, sadece sandıkta oy kullanmak değildir. Demokrasi, gerektiğinde ıslanmayı göze alabilmektir. "Biri yapsın, ben izleyeyim" demek, sadece bir seyirci tavrıdır; vatandaşlık değil.

Sonuç olarak; kumanda kimin elinde olursa olsun, hangi kanalı açarsanız açın, dışarıda yağmur yağıyor. Pijamayı çıkarıp çıkarmamak size kalmış. Ama unutmayın; tarih, konforunu bozanları yazar.

Diğer Yazılar