PLASTİK TANKTAN GERÇEK SANATA
Şehirler, meydanlarıyla konuşur; anıtlarıyla hatırlar. Denizli’nin en işlek noktalarından biri olan Selçukbey Mahallesi’ndeki o meydanı düşünün. Hani halk arasında artık mecburen "Tank Meydanı" olarak kodlanan o noktayı...
Yıllardır orada duran o yapıyı, 15 Temmuz gibi derin, sarsıcı ve milletin iradesiyle kazanılmış bir demokrasi zaferini anlatmak için oraya koymuşlardı. Ancak o günlerde de konuştuk, bugün daha gür bir sesle söylüyoruz: O anıt, olayın ruhunu yansıtmaktan çok uzaktı, hatta trajikomikti.
İşin en acı tarafı neydi biliyor musunuz? O tank metal bile değildi. Plastikten, polyesterden üretilmiş devasa bir oyuncak gibiydi. Üzerindeki insan figürleri ise bir kıyafet mağazasının vitrininden alınıp alelacele oraya yerleştirilmiş donuk mankenleri andırıyordu. 15 Temmuz’un o can yakıcı ciddiyeti ve milletin vakur duruşu, o plastik yığını ve ruhsuz mankenlerin arasında adeta kaybolup gidiyordu. Estetikten yoksun olmasının ötesinde, o heybetli direnişi anlatmaya çalışırken ortaya maalesef "komik" ve "basit" bir görüntü çıkıyordu.

Bu anıtı oraya diken dönemin Merkezefendi Belediye Başkanı, şimdiki AK Parti İl Başkanı Sayın Muhammet Subaşıoğlu idi. Elbette siyasetin doğası gereği, kendi döneminde yapılan bir eserin kaldırılmasını eleştirecek, bunu siyasi bir malzeme olarak kullanacaktır. Bu onun en doğal hakkı.
Ancak eğri oturalım, doğru konuşalım.
Konu 15 Temmuz ise, konu demokrasi ise ve konu şehrin estetiği ise siyasi gözlükleri bir kenara bırakmak zorundayız. O plastik tankın ve vitrin mankenlerinin kaldırılması, sadece keyfi bir tercih değil, 15 Temmuz’un maneviyatına duyulan saygının bir gereğiydi.
Mevcut Başkan Şeniz Doğan, bu değişim sürecini başlatırken "Sürpriz olacak" diyerek merakımızı cezbetmişti. Süreç, "ben yaptım oldu" mantığıyla değil, bir yarışma kültürüyle, biraz da eleştirilerden uzak kalmak için ortak akılla yürütüldü. Demokrasi Meydanı ve Anıtı Yarışması sonuçlandığında ve birinci olan projenin detaylarını gördüğümüzde, o "sürprizin" altının ne kadar dolu olduğunu anladık.
Yarışmanın galibi Mimar Oğuz Can Genç’in paylaştığı prototipe baktığımızda, ne demek istediğimiz daha iyi anlaşılıyor. "İşte bu!" dedirten bir işle karşı karşıyayız.

Yeni tasarımda o plastik yapaylık, o iğreti duran figürler ve savaşın soğuk aracı yok. Prototipte; barışın simgesi zeytin dalının gölgesinde, özgürlüğe uzanan dinamik insan figürleri görüyoruz. Mavinin ve bronzun asaletiyle işlenmiş, yükselen bir mücadele ruhu var. Olayın kaba kuvvetini değil; o geceyi aydınlatan "insan iradesini", birlikteliği ve "barış özlemini" merkeze alan, son derece zarif ve simgesel bir çalışma.
Selçukbey sakinleri ve Denizli halkı, artık o meydandan geçerken plastik bir dekoru değil; demokrasinin ve sanatın gücünü hissedecek. Siyasi polemikler gelip geçer, ama şehre atılan estetik imzalar kalır. Selçukbey, üzerindeki o "plastik ağırlığı" attı; şimdi sanatın ve demokrasinin diliyle konuşmaya hazırlanıyor. Bu yeni ve asil duruş, o meydana çok daha fazla yakışacak.
Diğer Yazılar




