RAYLI SİSTEMİ KONUŞTUK, ASIL MESELEYİ KAÇIRDIK

Geçtiğimiz hafta Denizli Büyükşehir Belediyesi Meclis toplantısının ikinci oturumunda Ulaşım Ana Planı açıklandı. Oldukça uzun ve detaylı bir sunum yapıldı. Tabii ki tüm yayın organlarının haberlerinde ilk sırayı bu konu aldı. Özellikle raylı sistem konusu medyanın oldukça dikkatini çekti çünkü raylı sistem Bülent Nuri Çavuşoğlu'nun seçim vaadiydi ve yerel muhalefetteki AK Parti bu vaadi takip ediyordu.

Şimdi sizlere yaklaşık bir saat süren sunumda raylı sistemin gölgesinde kalan birkaç veriden bahsetmek istiyorum.

Çünkü bana göre o sunumun asıl hikâyesi raylı sistemden daha büyüktü.

Denizli'nin bugünkü ulaşım alışkanlıklarıyla yoluna devam etmesinin giderek zorlaşması...

Sunumdaki en çarpıcı rakamlardan biri şu:

Denizli'de her bin kişiye 246 otomobil düşüyor ve bu rakamla Türkiye'de 6'ncı sıradayız. Üstelik kentte yapılan yolculukların yaklaşık yüzde 47'si özel araçlarla gerçekleştiriliyor.

Bugün Avrupa'da bin kişiye düşen otomobil sayısının 500-600 bandında olduğu düşünüldüğünde Denizli'nin önündeki tehlike açık.

Araç sayısı artacak ama Gazi Bulvarı'nı, İstiklal Caddesi'ni, Çınar'ı iki kat genişletemeyeceğiz.

Şehirlerin fiziksel sınırları var.

Bu nedenle çözüm otomobili şehirden tamamen çıkarmak değil, otomobile mecburiyeti azaltmak.

YÜZDE 16'DAN YÜZDE 37'YE

Ulaşım Ana Planı'nın en iddialı hedeflerinden biri toplu taşımanın payını bugünkü yüzde 16 seviyesinden yüzde 37'ye çıkarmak.

Bu, birkaç puanlık değişim değil. Denizli'nin ulaşım alışkanlığını baştan aşağı değiştirmek demek.

Ama vatandaşa sadece “Arabanı bırak, otobüse bin” diyemezsiniz.

Otobüsün ne zaman geleceği belli değilse, aktarmada uzun süre beklenecekse, yolculuk uzuyorsa vatandaş otomobilini kullanmaya devam eder.

Bu nedenle sunumda açıklanan iki rakamı çok önemsiyorum:

14 dakika ve 5 dakika.

Plana göre mahallelerden aktarma merkezlerine her 14 dakikada bir araç ulaşacak. Aktarma merkezlerinden ana hatta geçerken bekleme süresi ise 5 dakikayı aşmayacak.

Bana göre bütün sistemin başarısı bu iki rakamda yatıyor.

Vatandaş için en önemli soru şudur:

Araç zamanında gelecek mi?

14 dakika gerçekten 14 dakika, 5 dakika gerçekten 5 dakika olursa insanlar toplu taşımaya güvenmeye başlar.

DENİZLİ'NİN YENİ ULAŞIM OMURGASI

Planlanan sistemde T1, T2 ve T3 hatlarından oluşan yaklaşık 21 kilometrelik ana koridor oluşturulacak. İlk aşamada bu hatlar tahsisli yollarda çalışan yüksek kapasiteli araçlarla, bir çeşit metrobüs sistemiyle işleyecek.

Mahallelerden gelen hatlar ise Adalet, Üniversite, Şehir Hastanesi, Karşıyaka ve Sevindik'teki aktarma merkezlerine bağlanacak.

Yani yıllardır alıştığımız “Tek otobüse bineyim, gideceğim yere kadar gideyim” anlayışı değişebilir.

Bu sistem doğru çalışırsa sorun yok.

Ama aktarma eziyete dönüşürse vatandaş daha ilk günden tepki gösterir.

PALMİYE DE ULAŞIM MESELESİYMİŞ

Sunumun bana ilginç gelen bölümlerinden biri de yaya ulaşımıydı.

Çünkü ulaşım deyince sadece otomobil ve otobüs düşünmemek gerekiyor. Yürümek de ulaşımın bir parçası.

Fakat Denizli gibi yazın oldukça sıcak bir şehirde insana “Yürü” demek yetmez.

Örneğin Çınar-Bayramyeri hattındaki palmiyeler güzel görünüyor ama yeterli gölge sağlamıyor.

Bu nedenle yeni yaya akslarında geniş taçlı ağaçlarla gölge koridorları oluşturulması planlanıyor.

Basit gibi görünüyor ama değil.

Bazen şehircilik milyarlık projelerden önce, öğlen saat 14.00'te yürüyen vatandaşın üzerine gölge düşürebilmektir.

İnsan rahat yürüyemiyorsa birkaç yüz metrelik mesafeye bile otomobille gider.

Sonra trafik neden arttı diye düşünüyoruz.

BİSİKLET VE OTOPARKTA ZOR KARARLAR

Bisiklet yollarının birbirine bağlanarak kesintisiz bir ağ haline getirilmesi ve aktarma merkezlerine bisikletle gelen vatandaşlara ücretsiz toplu taşıma gibi teşviklerin değerlendirilmesi de planın dikkat çeken başlıklarından.

Ama bana göre asıl tartışma otopark konusunda çıkacak.

Denizli merkezindeki esnaf açısından dükkân önündeki yol kenarı çoğu zaman dükkânın bir parçası gibi görülüyor.

“Parkı kaldırırsanız müşteri nerede duracak?” itirazını mutlaka duyacağız.

Bu tepkiyi küçümsememek lazım.

Ama bir taraftan da şehirdeki en değerli kamusal alanlardan bazılarını saatlerce duran otomobillere ayırıyoruz.

Bir tercih yapmak zorundayız:

Şehir merkezinin önceliği park eden otomobil mi olacak, hareket eden insan mı?

Ulaşım Ana Planı'nın gerçekten uygulanıp uygulanamayacağını belki de en çok burada göreceğiz.

Çünkü plan yapmak kolaydır.

Zor olan, planın gerektirdiği kararları almaktır.

2 MİLYAR LİRALIK PLANSIZLIK FATURASI

Sunumda beni en fazla şaşırtan bölümlerden biri raylı sistem güzergâhının altındaki mevcut altyapıydı.

Raylı sistemin yapılacağı hatlarda bulunan su, kanalizasyon, elektrik ve doğalgaz hatlarının taşınması gerekiyor.

Bunun tahmini maliyeti şöyle açıklandı:

DESKİ hatları yaklaşık 1 milyar lira.

AYDEM, Enerya ve diğer altyapı kuruluşlarının hatları yaklaşık 1 milyar lira.

Toplam:

2 milyar lira.

Üstelik bu para raylı sistemin kendisine değil, rayları döşeyebilmek için mevcut altyapının taşınmasına harcanacak.

Bu bana göre sunumun en düşündürücü rakamlarından biri.

Bugün yaptığınız altyapıyı birkaç yıl sonra söküp başka yere taşıyorsanız bunun bedelini vatandaş iki kez ödüyor.

Bu nedenle Denizli'de bundan sonra bütün altyapı kurumlarının aynı plan üzerinden hareket etmesi şart.

Bir şehrin planı bir tane olmalı.

RAYLI SİSTEM YARIN BAŞLAMIYOR

Raylı sistem konusunda kamuoyundaki beklentiyi de doğru yere koymak gerekiyor.

Çünkü projenin önünde uzun bir süreç var.

Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı'nın teknik onayı, fizibilite çalışmaları, Strateji ve Bütçe Başkanlığı süreci, Cumhurbaşkanlığı onayı, Kamu Yatırım Programı'na alınması, finansman bulunması, Hazine ve Maliye Bakanlığı onayı, ihale ve yapım...

Yani bugün konuşulan raylı sistem yarın kazmanın vurulacağı bir proje değil.

Bülent Nuri Çavuşoğlu'nun seçim vaadi olduğu için siyasi açıdan takip edilmesi son derece doğal.

AK Parti'nin “Ne oldu raylı sistem?” diye sorması da muhalefetin görevi.

Ama tartışmayı yalnızca “Yapıldı mı, yapılmadı mı?” noktasına indirirsek asıl meseleyi kaçırırız.

Çünkü raylı sistem tek başına Denizli'nin ulaşım sorununu çözmez.

Arkasında iyi çalışan otobüs sistemi, aktarma merkezleri, yaya yolları, bisiklet ağı ve doğru otopark politikası yoksa döşenen rayın da fazla anlamı kalmaz.

ASIL MESELE RAY DEĞİL

Yaklaşık bir saatlik sunumdan benim çıkardığım sonuç şu:

Denizli önümüzdeki yıllarda çok önemli bir tercih yapmak zorunda.

Araç sayısı arttıkça daha fazla yol ve otopark yapmaya mı çalışacağız?

Yoksa vatandaşa otomobilinden vazgeçebileceği gerçekten iyi bir alternatif mi sunacağız?

Otobüsü zamanında getirecek miyiz?

Aktarmayı kolaylaştıracak mıyız?

İnsanların yürüyebileceği gölgeli yollar oluşturacak mıyız?

Bisikleti gerçek bir ulaşım aracı haline getirecek miyiz?

Kent merkezini otomobilden biraz olsun geri alıp insana verebilecek miyiz?

Bana göre Ulaşım Ana Planı'nın en önemli sorusu “Raylı sistem ne zaman gelecek?” değil.

Asıl soru şu:

Denizli, otomobile göre kurulmuş bir şehir olmaktan çıkıp insana göre kurulmuş bir şehir olabilecek mi?

Çünkü ray döşemek zor.

Ama insanların alışkanlıklarını değiştirmek çok daha zor.

Denizli'nin asıl sınavı da burada başlayacak.

 

Diğer Yazılar