RUHUN YIPRANMA PAYI VAR MI?

 

Bugün Denizli Yeni Olay'da önüme düşen bir haber, beni aldı ta mesleğe ilk adım attığım o heyecanlı ama toy yıllarıma, oradan da bugünkü yorgunluğuma götürdü. Başlık dikkat çekiciydi: "Bu meslekler 5 yıl daha erken emekli olacak."

Haberin detaylarına inince, devletin "ağır ve tehlikeli iş" olarak gördüğü; madencilerden demir-çelik işçilerine kadar uzanan o meşakkatli listenin tam ortasında yine biz vardık: "Gazeteciler."

Devlet lisanıyla buna "Fiili Hizmet Süresi Zammı" deniyor. Yani devlet diyor ki; "Senin yaptığın iş o kadar zor, o kadar yıpratıcı ki; senin bir yılın, normal vatandaşın bir yılına eşit değil. Ben senin her yılına fazladan prim ekliyorum, seni 5 yıl erken emekli ediyorum."

Dile kolay... Bu meslekte tam 29 yılımı devirdim. Çeyrek asırdan fazla bir ömür.

Bu haberi okuyan ve bizim mesleğin tozunu yutmamış biri, "Ne güzel işte, masa başında oturup yazı yazıyorsunuz, bir de erken emekli oluyorsunuz" diyebilir. Oysa o "yıpranma" kelimesinin altı o kadar dolu ki...

Ben size 29 yılın özetini, o resmi evraklarda yazmayan "yıpranmayı" anlatayım.

Gazetecilik, saati olmayan bir meslektir. Herkes sıcak yatağında uyurken çalan o telefonla fırlayıp, gecenin ayazında bir felaketin ortasına gitmektir. Bayramın olmaz, seyranın olmaz. Çocuğunun doğum gününde bir basın toplantısında, evlilik yıldönümünde bir asayiş olayının peşinde olabilirsin. Ailen "Pazar kahvaltısı yapalım" derken, sen kulağında telefon, gözün ajansta, aklın manşettedir.

Maden işçisi bedenen yorulur, ciğerleri toz dolar; hakkı ödenmez. Bizim de ruhumuz toz dolar. Her gün toplumun en acı, en çarpıcı, bazen en karanlık yüzüne şahitlik ederiz. Gördüğün bir kaza, dinlediğin bir hayat hikayesi, çözmeye çalıştığın bir haksızlık; eve döndüğünde ceketini asar gibi asabileceğin şeyler değildir. Onlar seninle gelir, sofrana oturur, uykuna girer.

Yayınlamak ayrı derttir, sorumluluğu ayrı. Kelimelerinle birine zarar verme korkusu, doğruyu yazma inadı, her dönem değişen dengeler arasında dik durma çabası... İşte asıl yıpranma payı, bedenden çok o kalpte, o zihinde birikir.

Devletin verdiği bu hak, 2026 düzenlemesiyle daha da genişletilmiş, ne güzel. Bu hakkın tanınması, yaptığımız işin "ağır sanayi" kadar ağır bir yükü olduğunu tescilliyor. O 5 yıllık erken emeklilik, bedenimizdeki yorgunluğun bir nebze telafisi olabilir belki.

Ama 29 yılın sonunda şunu çok iyi biliyorum; SGK prim gününü hesaplayıp sizi erken emekli edebilir, ama bir gazetecinin beyni ve vicdanı asla emekli olmaz. O "yıpranma", bizim mesleki onur nişanımız olarak ömür boyu yakamızda durur.

Yine de listeye bakıp şükredelim; en azından kanunlar nezdinde çektiğimiz çilenin bir adı var. Ya ruhumuzdaki çizikler? Onların emekliliği maalesef başka bahara...

Diğer Yazılar