SAF TUTMAK KOLAY DOĞRU YERİ BULMAK ZOR!
7 Haziran akşamı Merkezefendi'deki bir çocuk parkında yaşananlar, Denizli'yi günlerdir konuşturuyor. Tasması takılı olmayan "Patron" isimli bir köpeğin, başka bir köpeğe ve ardından bir genç çocuğa saldırması; olaya müdahale eden bir hekimin elindeki çekiçle köpeğe vurması ve hayvanın ölmesiyle biten bu trajedi, sosyal medyada toplumu ikiye böldü. Bir tarafta "çocukları korudu" diyenler, diğer tarafta "Patron için adalet" çağrısı yapan hayvanseverler.
Bu tür olaylarda saf tutmak kolay, ama doğru yeri bulmak zor. Çünkü tablonun hiçbir köşesi temiz değil.
Önce olayın görmezden gelinen başlangıç noktasına bakalım: Köpeğini tasmasız gezdiren sahip. Kamuya açık bir alanda, çocukların oyun oynadığı bir parkta hayvanını serbest bırakan kişi, bu zincirin ilk halkasını kendi eliyle kırıyor. Saldırının da, ardından gelen trajedinin de zemini orada hazırlanıyor. Bir annenin çocuklarıyla yaşadığı o dehşet anının, bir gencin bacağından ısırılıp kuduz aşısı olmak zorunda kalmasının sorumluluğu, önce o ihmalin sahibinde. Bunu konuşmadan "hekim haklı mı, haksız mı" tartışmasına geçmek, meselenin yarısını görmezden gelmek olur.
Hekimin durumuna gelince; işte tam burada bir ayrım yapmamız gerekiyor. Bir saldırıyı durdurmak için müdahale etmekte bir kötülük yok. Çığlıklar arasında bir çocuğun ısırıldığını gören, bir başka hayvanın ensesinden yakalanıp bırakılmadığını fark eden bir insanın harekete geçmesi anlaşılabilir, hatta takdir edilebilir bir refleks. Eğer mesele yalnızca "müdahale etti mi" olsaydı, tartışacak fazla bir şey kalmazdı.
Ama mesele bu değil. Mesele, müdahalenin nerede bitip neyin başladığı; ve nasıl yapıldığı.
Burada üzerinde durulması gereken bir ayrıntı var: Hekim köpeğe çekicin sapıyla değil, demir kısmıyla vuruyor. Oysa elindeki aletin nasıl kullanıldığı, niyetin de bir göstergesi. Aynı çekicin sapıyla vursaydı köpeğin canı yanar, acıyla geri çekilir ve büyük ihtimalle saldırıyı bırakırdı. Yani saldırıyı sonlandırmak için yeterli bir caydırıcılık o tarafta da mevcuttu. Ama hekim aletin öldürücü ucunu seçiyor. Sapıyla vurmak "durdurmaya" yeterken, demir kısmıyla vurmak köpeği canından ediyor. Bu tercih bile, meselenin "korumak" ile "zarar vermek" arasındaki çizgiyi nerede aştığını gösteriyor.
Şimdi vuruşların kendisine gelelim. Kayıtlara göre hekim köpeğe iki kez vuruyor ve bu iki vuruşun ardından köpekler birbirinden ayrılıyor. Yani saldırı sona eriyor, tehdit ortadan kalkıyor, müdahalenin amacına ulaştığı an tam da orası. Eğer bir insan, can güvenliği için harekete geçtiğini söylüyorsa, o güvenliğin sağlandığı anda durması beklenir. Çünkü müdahaleyi meşru kılan şey, tehdidin kendisi; tehdit bitince o meşruiyet de bitiyor.
Oysa görüntüler, köpeklerin ayrılmasından sonra hekimin köpeğe iki kez daha vurduğunu gösteriyor. İşte bu iki vuruş, olayı bambaşka bir yere taşıyor. Bu artık bir saldırıyı durdurma eylemi değil; çünkü durdurulacak bir saldırı kalmamış. Yere yığılıp bir daha kalkamayan, etkisiz hale gelmiş bir hayvana indirilen bu son darbeler, koruma içgüdüsünün değil, kontrolün kaybedildiği ya da artık amacın hayatta kalmayı sağlamak değil, öldürmek olduğu bir anın işareti.
Bir hekim; üstelik bir Ortopedi ve Travmatoloji uzmanı, bir canlının fiziksel olarak ne zaman etkisiz hale geldiğini, ne zaman tehdit olmaktan çıktığını en iyi bilebilecek kişilerden biri. Bu donanım, "korudum" savunmasını güçlendirmiyor; tam tersine hem aletin demir kısmını seçmesinin, hem de son iki vuruşun yükünü ağırlaştırıyor. Çünkü ilk iki vuruşu "panik anında bir müdahale" diye okuyabilsek bile, hayvan yere serildikten sonra gelen darbeleri aynı çerçeveye sığdırmak güçleşiyor.
Burada savunmamız gereken iki ayrı şey var ve bunları birbirine karıştırmamak lazım: Birincisi, bir çocuğun can güvenliğinin her şeyden önce geldiği. Anne haklı; insan sağlığı tartışılmaz. İkincisi de, bu önceliğin, etkisiz hale gelmiş bir canlıya uygulanan aşırı şiddeti meşrulaştırmaya yetmediği. Çocuğu korumak gerekçe; aletin öldürücü ucuyla atılan iki fazladan vuruşsa gerekçenin sınırını aşan bir şey. Birini savunurken diğerini görmezden gelmek zorunda değiliz.
"Kim haklı?" sorusunun aslında tek bir cevabı yok. Tasmasız köpeğini gezdiren sahip ihmalkâr davranmış. Müdahale etmek isteyen hekimin niyeti, ilk anlarda meşru olabilir. Ama elindeki çekicin sapı yerine demir kısmını seçip, saldırı bittikten sonra yere düşmüş bir hayvana iki kez daha vurmak… Niyet ne olursa olsun; savunulabilir bir müdahale olmaktan çıkıp, kontrolün yitirildiği ya da öldürmenin amaçlandığı bir eyleme dönüşüyor.
Belki de bu olayın bize hatırlattığı en sade gerçek şu: İyi bir niyet, kötü bir sonucun bahanesi olamaz. Ve bazen haklı olmakla haksız olmak arasındaki mesafe, yalnızca çekicin hangi ucuyla vurduğun ve iki fazladan vuruş kadar.
Diğer Yazılar




