Şehrin Ruhuna Dokunan Heykeller
Bir şehri güzelleştirmek için bazen dev bütçelere değil, doğru bir fikre ihtiyaç vardır. Merkezefendi'nin Eflatun Sokak'a kazandırdığı bu güzellik, tam olarak bunun ispatı.
Geçtiğimiz günlerde Eflatun Sokak'tan geçenler fark etmiştir: sokak artık sadece kafelerle, esnafın sesiyle değil, taştan ve alçıdan yükselen küçük hikâyelerle de anılıyor. Kitap okuyan bir kadın heykeli, saklambaç oynayan çocuklar, gitar çalan bir horoz... Bu eserler oraya tesadüfen konmadı; Merkezefendi Belediyesi'nin bu yıl ikinci kez düzenlediği Genç Heykel Çalıştayı'nda, gençlerin alın teriyle, gece gündüz emek vererek ortaya çıkardı hepsi. Ve şimdi o emek, bir depoda değil, insanların gözünün önünde, gündelik hayatın tam ortasında duruyor.
Aslında Eflatun Sokak'ın hikâyesi biraz daha eskiye dayanıyor. Hatırlarsınız, bu sokak bir zamanlar masalarla, sandalyelerle, kafelerin yayılmasıyla adeta yürünmez hale gelmişti. Merkezefendi Belediyesi'nin cesur bir kararla düzenlemeye gitmesi, oturma alanlarını disipline etmesi sokağa nefes aldırmıştı. Şimdi aynı sokak, bir adım daha ileri giderek sanatla buluşuyor. Bu, tesadüfi bir güzelleştirme değil; adım adım, bilinçli şekilde inşa edilen bir şehir vizyonunun parçası.
Artık biliyoruz ki bir şehri şehir yapan sadece asfaltı, kanalizasyonu, altyapısı değil. Elbette bunlar olmazsa olmaz ama yeterli değil. Bir şehrin ruhu; sokağında yürürken karşınıza çıkan bir heykelde, bir duvar resminde, bir sanat atölyesinde saklı. Eskişehir'in otuz yıl önce sıradan bir taşra şehriyken bugün Türkiye'nin en çok konuşulan, en "yaşanası" şehirlerinden biri haline gelmesinin sırrı da tam olarak burada yatıyor: sanata, estetiğe, kültüre yapılan ısrarlı yatırım. Denizli'nin de böyle bir dönüşüme hem ihtiyacı var hem de kapasitesi var.
Bugün yurt içi turizmde insanların peşinde koştuğu şey artık sadece "görülmesi gereken" listelerde yer almak değil. İnsanlar bir şehre gittiklerinde paylaşılası bir kare, hatırlanası bir sokak, "orada bulunmuş olmanın" hissini arıyor. Pamukkale'nin gölgesinde kalan Denizli şehir merkezi, işte tam bu noktada kendi hikâyesini yazma şansını yakalayabilir. Eflatun Sokak'taki heykeller, şehre gelen bir ziyaretçinin telefonundan binlerce kişiye ulaşabilecek, sosyal medyada dolaşabilecek, "Denizli'ye gidilecek yer" listelerine girmemizi sağlayacak küçük ama güçlü birer araç aslında. Bunun kıymetini iyi bilmemiz lazım.
Ama burada durmamalı bence. Bu güzel uygulamanın Eflatun Sokak'la sınırlı kalması, elindeki potansiyeli yarıda bırakmak olur. Bayramyeri, şehrin nabzının en hızlı attığı, en kalabalık toplandığı yer; orada birkaç heykel, birkaç sanat durağı, günün her saati oradan geçen on binlerce insanla buluşabilir. Kaleiçi ise zaten tarihin izlerini taşıyan bir doku; oraya yerleştirilecek özenli, o bölgenin ruhuna uygun eserler, tarihle sanatı aynı sokakta buluşturabilir. Düşünsenize: Kaleiçi'nin dar sokaklarında yürürken bir köşe başında genç bir sanatçının yorumuyla karşılaşmak, ya da Bayramyeri'nde çocuklarla oturup bir heykelin önünde fotoğraf çektirmek... Bunlar şehrin hafızasına kazınacak küçük anlar olur.
Bir de içimde biraz hüzün var, onu da paylaşmadan geçemeyeceğim. Çünkü hatırlıyorum, geçen yıl da bir Genç Heykel Çalıştayı yapılmıştı ve o çalıştaydan da güzel eserler çıkmıştı. Keşke geçen yıl da yapılan genç heykel çalıştayında ortaya çıkan eserler de depolarda çürümeye bırakılmasaydı ve bu şekilde sergilenseydi. O gençlerin emeği de birilerinin gözüne, birilerinin gönlüne dokunabilirdi oysa. Umarım bu yıl atılan adım bir seferlik bir jest olarak kalmaz; umarım geçmiş yılların unutulmuş eserleri de arşivlerden, depolardan çıkarılıp şehrin başka köşelerinde yeniden hayat bulur.
Bu vesileyle Merkezefendi Belediye Başkanı Şeniz Doğan'ı kutlamak istiyorum. Sokağı ziyaret edip esnafla, vatandaşla bizzat oturup sohbet etmesi, onların görüşlerini dinlemesi bile başlı başına takdiri hak eden bir tavır. "Çayın da sohbetin de tadı bir başka" demişti kendisi Eflatun Sokak için; ben de bu sözlere gönülden katılıyorum, çünkü bir sokağı sadece fiziksel olarak değil, ruhen de güzelleştirmek büyük bir beceri işi. Gençlerin emeğini görünür kılmak, onların eserlerini bir depo köşesine değil, insanların yaşam alanına taşımak; bu, hem sanata hem de geleceğe yapılmış bir yatırım. Sayın Doğan'ın bu vizyonunun devamını, hem yeni sokaklara hem de yeni nesillere taşınmasını diliyorum.
Ne yazık ki bu tür güzellikler bile bazı çevrelerin canını sıkabiliyor. Bu haberin ardından bazı yayın organlarında "CHP'li belediyelerin heykel sevdası" gibi başlıklarla adeta alay edilmeye çalışıldığını gördüm. "CHP'li belediyelerin işi gücü heykel" diyen bu zihniyeti şiddetle kınıyorum. Sanki bir belediye sanata, heykele değer verirse yol yapmaktan, çöp toplamaktan, sosyal hizmetten vazgeçiyormuş gibi bir algı yaratmaya çalışmak, hem art niyetli hem de gerçeklikten kopuk bir yaklaşım. Oysa iyi belediyecilik tam olarak budur: hem alt yapıyı hem üst yapıyı, hem hizmeti hem estetiği bir arada yürütebilmek. Birini yapıyor diye diğerini ihmal ettiği anlamına gelmez bu.
Dünyanın gelişmiş şehirlerine baktığımızda hiçbirinin "bizim işimiz sadece yol yapmak, sanatla işimiz olmaz" dediğini göremeyiz. Aksine, kent kimliğini güçlendiren, turist çeken, yerel halkın günlük yaşamına renk katan bu tür uygulamalar, modern belediyeciliğin ayrılmaz bir parçası haline gelmiş durumda. Bir heykel, bir duvar resmi, bir sokak enstalasyonu; bunlar lüks değil, artık ihtiyaç. Kent estetiği dediğimiz şey de zaten tam olarak bu küçük dokunuşların toplamından oluşuyor.
Sözün özü: Eflatun Sokak'ta yaşanan bu güzel gelişme, Denizli için bir milat olsun istiyorum. Bayramyeri'nde, Kaleiçi'nde, şehrin daha nice köşesinde gençlerimizin emeğini, hayal gücünü görmek istiyorum. Bu şehir, tarihiyle, insanıyla, sıcaklığıyla bunu fazlasıyla hak ediyor. Yeter ki başlayan bu güzel yolculuk, cesaretle ve kararlılıkla devam etsin.
Diğer Yazılar




