ZAMMIN ADRESİ, FATURANIN ADRESİ
Sabah işe gitmek için evden çıkan insanın ilk hesabı, daha para kazanmadan cebinden ne kadar para çıkacağıdır.
Otobüs, minibüs, servis…
Ulaşım, vazgeçebileceğiniz bir harcama değildir. Pahalı bulduğunuz bir ürünü rafta bırakabilirsiniz. Ama işinizi, okulunuzu, hastane randevunuzu her gün erteleyemezsiniz.
Bu yüzden Denizli’de ulaşım ücretlerine yapılan zam, vatandaşın haklı olarak canını sıkıyor. Otobüse binerken cebinden daha fazla para çıkan insana, “Buna da şükret” denilemez.
Fakat bu kararın hesabını sorarken, hesabın bütününü de görmek gerekir.
Denizli Büyükşehir Belediye Meclisi’nde kabul edilen tarifeyle otobüste sivil biniş 30 liradan 35 liraya, öğrenci bileti 18 liradan 20 liraya yükseldi. Sivil ve öğrenci abonman ücretleri ise değiştirilmedi. Belediye Başkanı Bülent Nuri Çavuşoğlu, önceki tarife düzenlemesinden bu yana mazot fiyatlarının yüzde 48,30 arttığını belirterek ulaşım ücretlerine bu oranın altında zam yapıldığını açıkladı.
Burada iki ayrı gerçek var: Vatandaşın ulaşım yükü artıyor. Ulaşım hizmetini sürdürenlerin maliyet yükü de artıyor.
Siyasetin görevi, bunlardan birini seçip diğerini görünmez kılmak olamaz.
AK Parti Grup Başkanvekili Feride Kabadayılar’ın hizmet kalitesine ilişkin itirazı da bu çerçevede değerlendirilmeli. Durakta uzun süre bekleyen vatandaşın şikâyeti elbette önemlidir. Belediye, sefer düzeni ve hizmet kalitesi konusunda eleştiriye açık olmak zorundadır.
Ancak maliyetlerin neden yükseldiğini tartışmadan yalnızca belediyenin belirlediği tarifeye itiraz etmek, meselenin yarısını anlatmaktır.
Yerel yönetimden ucuz ulaşım isteyen siyasi anlayışın, merkezi yönetimden de o ulaşımı mümkün kılacak ekonomik koşulları istemesi gerekir. Belediye meclisinde vatandaşın cebini savunuyorsanız, aynı hassasiyeti akaryakıt maliyetleri konuşulurken de göstermelisiniz.
Aksi hâlde vatandaşın geçim sıkıntısı, çözüm bekleyen bir sorun olmaktan çıkar; karşı tarafı sıkıştırmak için kullanılan bir kürsü malzemesine dönüşür.
Çavuşoğlu’nun gerekçesini değerlendirirken de ölçüyü doğru koyalım.
Mazottaki artış oranı, toplam ulaşım maliyetinin aynı oranda arttığını tek başına kanıtlamaz. Yakıtın toplam gider içindeki payını bilmeden kesin bir maliyet hesabı yapamayız. Belediyenin bu hesabı açıkça paylaşması, savunmasını daha güçlü hâle getirir.
Ama bu ayrıntı, yakıt pahalandığında taşımacının zorlandığı gerçeğini ortadan kaldırmaz.
Otobüsün deposu dolacak. Bakımı yapılacak. Direksiyon başındaki insan ücretini alacak. Vatandaş da bütün bunların sonunda işe, okula, evine ulaşabilecek.
Belediyecilik, bu zincirin tamamını ayakta tutma sorumluluğudur.
Bu nedenle abonman ücretlerinin sabit bırakılmasını önemsiyorum. Düzenli yolculuk yapanların bütçesini korumaya dönük somut bir tercih bu. Çavuşoğlu’nun kararını değerlendirirken yalnızca artan bilet ücretini görüp değişmeyen abonmanı yok saymak adil olmaz.
Elbette abonman kullanamayanların yükü de ortada duruyor. Belediyenin bundan sonraki sorumluluğu, desteği ihtiyacı olan kesimlere nasıl genişletebileceğini göstermek; hizmeti iyileştirirken harcadığı her liranın hesabını vermektir.
Vatandaşın belediyeden beklediği budur: Kaynağını dikkatli kullanması, maliyetini açıklaması, yükü mümkün olduğunca hafifletmesi.
Merkezi yönetimden beklediği ise aynı hayatı her ay biraz daha pahalıya yaşamak zorunda kalmamasıdır.
Denizli’de tartışmayı yalnızca otobüs biletindeki beş liraya sıkıştırırsak, o beş lirayı doğuran koşulların üzerini örteriz. Bir sonraki artışta da aynı konuşmaları yapar, aynı suçlamaları dinleriz.
Çünkü vatandaşın cebinden para bir kez çıkar; fakat o paranın neden eksildiğini anlamak için yalnızca son kararı veren makama bakmak yetmez.
Otobüsün ücretini belediye belirliyor.
O ücretle geçinmenin ne kadar zor olacağını ise ülkenin ekonomisi.
Diğer Yazılar




